Üç maymunu oynayan dünya
Dünya, eşine az rastlanır bir yıkımın eşiğinde ağır ağır sallanırken, diplomasinin soğuk dehlizlerinde tuhaf bir mesai işliyor. Daha dün, dünyanın iki büyük başkenti arasında 1,5 saat süren dostane bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Küresel aktörler birbirlerine geçmiş olsun dileklerini iletip enerji sektöründeki projeleri konuşurken; sahadaki o dondurucu gerçeklik, tüm ağırlığıyla toprağın altında birikmeye devam ediyor.
Düşünce dünyamızın derinlerinden süzülen, eskilerin ferasetiyle işaret ettiği sarsıcı bir gerçeğin gölgesindeyiz: Tûl-i Emel.
Siyasetin o acımasız lügatinde bu; muktedirlerin ufku olmayan, sonu gelmez bir ihtirasla toprağı kanla doyurmaya çalışması, aklın ve ölçünün kaybedilmesi halidir. Bugün kuzeydeki o geniş coğrafyada yaşanan tam olarak budur. Bahsi geçen telefon görüşmesinde bizzat telaffuz edilen o ağır bilançoya, o somut veriye bakalım: Sadece 2025 yılının başından bu yana teslim edilen 20 bini aşkın asker cenazesi... Tarlalar artık yağmur değil, genç kuşakların kanını içiyor. Kazanılan her karış toprak, kaybedilen bir neslin mezar taşına dönüşüyor.
Gelelim güneydeki ateşe. Aynı dostane görüşmede, İran ile ateşkesin uzatılması "doğru bir karar" olarak tasdik ediliyor, muhtemel bir kara harekatının vahim sonuçlar doğuracağı konuşuluyor. Ancak barış mimarı rolüne soyunanların bu beyanlarıyla, sahadaki tabloyu hiçbir aracı olmadan yan yana dizelim:
Batı cephesi, ateşkesi uzattığını ilan ediyor. Tahran cephesi, bu uzatmayı tanımayarak milli menfaatler vurgusu yapıyor. Bölgesel unsurlar ise, Körfez'deki gemilerin boşaltılmasını isteyerek Hürmüz Boğazı'nı ilk hedef olarak gösteriyor.
Sözler havada uçuşurken, sahadaki sarsıntı çok daha derindir.........
