Tokyo’nun Ankara’ya bakan yüzü
Bazı telefon görüşmeleri haber bültenlerinde birkaç satır sürer.
İki lider konuşur; ilişkiler, bölgesel gelişmeler ve birkaç diplomatik başlık değerlendirilir. Haber birkaç saat sonra başka bir gündemin altında kalır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Japonya Başbakanı Sanae Takaichi’nin 19 Ağustos’taki telefon görüşmesi de ilk bakışta böyle bir haber olarak görülebilir.
Oysa görüşmenin ayrıntılarına bakıldığında, Ankara ile Tokyo arasındaki ilişkinin önünde daha geniş bir alan açılıyor.
Takaichi, görüşmenin başında Türkiye ile Japonya arasındaki stratejik ortaklığın güçlendirilmesi arzusunu dile getirdi. Önümüzdeki sonbaharda Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nin açılmasını, eğitim, güvenlik ve ekonomi alanlarında iş birliğinin geliştirilmesini gündeme getirdi. Ekonomik Ortaklık Anlaşması ile Sosyal Güvenlik Anlaşması’nın mümkün olan en kısa sürede imzalanması isteğini de ortaya koydu.
Ardından İran ve Hürmüz Boğazı konuşuldu.
Japonya Başbakanı, Türkiye’nin İran konusunda yürüttüğü arabuluculuk çabalarını takdir ettiğini belirtti. Japonya’nın da Türkiye başta olmak üzere uluslararası toplumla yakın çalışarak diplomatik çabalarını sürdüreceğini söyledi. Hürmüz Boğazı’nda ek maliyet olmaksızın serbest ve güvenli seyrüseferin sağlanmasının önemini vurguladı.
Erdoğan da Hürmüz konusunda tamamen hemfikir olduklarını belirterek iki ülke arasındaki iş birliğini farklı alanlarda geliştirme iradesini ortaya koydu.
İki lider, yakın iletişimi sürdürme konusunda da mutabık kaldı.
Peki bu görüşmenin bize söylediği daha büyük şey ne?
Japonya neden Türkiye ile güvenlikten ekonomiye, eğitimden diplomasiye uzanan bu kadar geniş bir çerçevede konuşuyor?
Cevabın bir bölümünü Hürmüz Boğazı’nda aramak gerekiyor.
Japonya için Orta Doğu artık haritanın uzak bir köşesinde yaşanan gelişmeler toplamı değil.
Hürmüz’deki bir sorun, binlerce kilometre ötede enerji arzını, deniz taşımacılığını ve üretim maliyetlerini etkileyebiliyor. Japonya’nın son aylarda boğazdaki seyrüsefer güvenliğini uluslararası diplomasi gündeminin önemli başlıklarından biri hâline getirmesi de bundan kaynaklanıyor.
Başbakan Takaichi, daha önce Japonya’nın Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak için uluslararası iş birliğini artırması gerektiğini açıkça dile getirmişti. Japonya basınında da boğazın Japon petrol ithalatı açısından taşıdığı kritik önem uzun süredir tartışılıyor.
Haritadaki uzaklık, ekonominin hesabında aynı mesafeyi korumuyor.
Bir deniz yolu aksadığında bunun etkisi sadece o deniz yolunda kalmıyor.
Enerji fiyatlarından sigorta maliyetlerine, taşımacılıktan üretim planlarına kadar uzanan bir zincir ortaya çıkıyor.
Japonya’nın Hürmüz konusunda ısrarla diplomatik çözüm araması bu nedenle şaşırtıcı değil. Tokyo, kendi ekonomisinin dünyanın başka bir köşesindeki deniz geçişlerine ne kadar bağlı olduğunu yaşayarak gördü.
Türkiye’nin önemi de burada ortaya çıkıyor.
Ankara, Hürmüz Boğazı’nın kıyısında değil.
Fakat Türkiye; Orta Doğu, Kafkasya, Karadeniz, Akdeniz ve Avrupa arasındaki siyasi ve ekonomik hatların kesiştiği bir coğrafyada........
