menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tohumun çatlağında

36 0
24.04.2026

Her dönüşüm görünmez bir çatlakla başlar; tohumun kabuğunu yararak filize dönüştüğü o karanlık, ıslak anla. İnsan da bundan farklı değildir.

Yeryüzündeki en keskin, en sarsılmaz kanun, toprağın her bahar yarılıp yeniden biçimlenmesidir.

İnsan, kendi elleriyle ördüğü kozanın içinde güvendedir. Tanıdık duvarlar, ezberlenmiş yollar, tadı bilinen sular... Bu kozanın içinde hayat öngörülebilirdir; tehdit yoktur, sürpriz yoktur, yabancılık yoktur. Ancak zamanın rüzgarı o duvarlara çarptığında, o alışıldık ritim bozulduğunda içimizde köklü bir sarsıntı başlar. Değişim, insanı daima üşütür. Çünkü zihin, aşina olduğu uçurumları bile, henüz keşfetmediği düzlüklere tercih etmeye meyillidir. Bu bir zayıflık değil; milyonlarca yıllık varoluş mücadelesinin zihne kazıdığı bir koruma içgüdüsüdür. Bilinenin tehlikesi hesaplanmıştır; bilinmeyenin tehlikesi ise hâlâ o karanlık siste gizlidir.

Bu içgüdünün iki uç noktası vardır ve her ikisi de insanı farklı biçimlerde eritir. İçimde her zaman bu iki ses çarpışmıştır: biri korkak, diğeri cesur. Hangisinin kazanacağı çoğu zaman bana değil, o anın rüzgarına bırakılmış gibi hissettirir. Biri, fırtınaya karşı taştan bir duvar gibi dikilip sonunda parçalanan sarsılmaz inat; diğeri ise her rüzgarda köklerinden kopup savrulan şuursuz teslimiyet. Bu iki uç çarpıştığında, toplumsal veya bireysel yıkımı önleyen tek bir yalıtkan vardır: Ortak aklın ve bireysel iradenin vakarı. O vakar kaybolduğunda, en ufak bir yer değiştirme bile büyük bir buhrana dönüşür. Mesleğini yitiren biri kimliğini yitirir zanneder. Bir ilişkinin sonu, hayatın sonuymuş gibi hissettirir. Bir şehir değişimi, dünyanın altüst olması gibi yaşanır. Oysa asıl sarsıntı dışarıdan değil, içeriden gelir; vakardaki çatlaktan sızan panikten gelir. Ve o panik bir kez içeri girdi mi, insan güneşte bulsa gölgeye yetişemez hâle gelir; her adım öncekinden daha dağınık, her karar öncekinden daha körleşmiş düşer.

Değişimin tam ortasında, insanı hem ayakta tutan hem de dönüştüren şey mayasına sadık kalmaktır. Toprağın kışı geçirip baharda yeniden yarılması gibi; kabuk değişir, öz değişmez. Bunu başaranlar sarsıntıyı bir yıkım olarak değil, sancılı bir doğum olarak yaşarlar. Rengi ortama göre değişen bir teslimiyetten bahsetmiyoruz; toprağın yapısına göre köklerini derine indiren bir bilgelikten........

© Milat