Kibrin izdüşümü
Suların üzerinde asırlardır bitmeyen o ağır imtihan, Mayıs ayının bu gergin günlerinde demirin ve ateşin gölgesinde yeniden sınanıyor. Gök kubbe, yeryüzünün damarlarını kesmeye çalışan devasa gövdelerin ve onları görünmez iplerle avlayan küçük kanatların çarpışmasını izliyor. Hürmüz'ün o kadim sularında çırpınan sadece çelik yığınları değil, yenilmezlik sanrısına kapılmış koca bir aklın can çekişmesidir.
Kıta aşan o büyük irade, yeryüzünün enerji şahdamarı olan Hürmüz'ü tamamen kilitleyip, karşı tarafın limanlarını abluka altına alarak hasmını diz çöktüreceğine inandı. Yaklaşan seçimlerin gölgesinde, zamanın daralan kum saatine bakarak, ambargonun hızla masaya taviz getireceğini hesapladı. Oysa Karadeniz'in kuzeyinde, asimetrik kanatların devasa Rus rafinerilerini vurduğu o savaşta da görüldüğü gibi, Ortadoğu'nun o kadim direniş hafızası da devleri kendi dar boğazlarında hareketsiz bırakmıştır. İki devasa coğrafyada aynı anda kilitlenen bu akıl, sahanın gerçekliğini okumaktan giderek uzaklaşmaktadır.
Ateşin karayla buluştuğu o dar eşikte, zaman adeta kaskatı kesilmiştir.
Bir güç, kendi sonunu getirecek olan o çıplak hakikati sahanın ortasında görmesine rağmen, sırf kibrinden dolayı gerçeği reddedip bile bile uçuruma yürümektedir. Yeryüzünün en ağır hastalıklarından biridir bu. Gemilerin rotaları kilitlenirken, sular alev alırken ve en korunaklı sanılan limanların üzerinde kara bulutlar gezinirken, o ihtişamlı kürsülerden hala yenilmezlik türküleri çığrılır. Bu hal, yanan bir evin penceresinden dışarıya bakıp havanın ne kadar güzel olduğunu iddia etme cüretidir.
Büyüklenme illetine esir düşmüş bu yapı, masayı ve sahayı yalnızca kendi kurgusuna göre okur. Karşı tarafın, dış dünyayla bağlantısını tamamen kestiğini zanneder. Oysa ambargolarla boğulmak istenen irade, deniz kapanınca yönünü Asya'nın derin topraklarına, kara sınırlarına döner. İthalat ve ihracat, sessiz ve derinden, bürokrasinin hantal kurallarını aşarak toprağın damarlarından akmaya devam eder. Tahammül, zamanın kendisine karşı kurulan bir tuzaktır. Yeryüzüne nizam vermeye kalkan o merkezin kendi evinde seçim sandıkları yaklaşırken, Batı yakasındaki iç siyaset telaşı büyürken, o kibirli aklın hasmından umduğu hızlı çözülme bir türlü gerçekleşmez.
Bu dışarıya dönük kudret duvarının ardında, içeride çürüyen bambaşka bir hakikat daha yatmaktadır.
Bölgeyi ateşe veren müttefik aklın kendi evindeki tablosu, zikrettiğimiz o büyüklenme illetinin en somut, en trajik halidir. Dışarıya yenilmezlik naraları atanlar, içeride kendi adalet terazilerinden kaçmanın telaşı içindedir. Yaşanan bu ağır çelişki, salt bir bölge aktörünün değil, asırlık bir küresel hegemonyanın coğrafyamıza düşen en net gölgesi, başlığa taşıdığımız o kibrin yeryüzündeki asıl izdüşümüdür.
Sınır tanımayan saldırganlığıyla bölgeyi ateşe veren o siyasi aktör, aynı saatlerde kendi mahkemelerinde rüşvet ve yolsuzluk dosyalarından kaçmanın yolunu arıyor. Müttefikini yargıdan kurtarmak isteyen o küresel irade, aylar öncesinden af mektupları kaleme........
