menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hikayenin sahibi

33 0
23.04.2026

Sabahın köründe, henüz gün ışımadan evden çıkan bir baba düşünün. Sırt çantasındaki silahları çocuğunun aldığını bilmiyor. Aynı çatı, aynı mutfak, aynı sofra; ama aralarında yıllar içinde sessizce büyümüş, artık geçilemeyen bir mesafe var. Eşyanın bizden uzaklaşmasıyla değil, tam aksine bizimle kalmasıyla aramızda beliren o sinsi, derin boşluk... Her şey görünürde hâlâ avuçlarımızın içindeyken başlayan o sessiz sürüklenme hâli. Bedenleri, nefesleri ve gölgeleri odanın içindedir. Ancak içimizdeki o sıkı kavrama gücü yavaşça, usulca çözülür. Bu bir kayıp ya da kırıklık değildir. Çok daha ince, çok daha derinden ilerleyen bir aşınmadır.

Dikkatimizin, varlığa karşı ağır ağır körleşmesidir.

Kahramanmaraş'ta yaşanan okul saldırısı, sadece bir güvenlik vakası değil; aynı evin içinde birbirine sağırlaşmış, elindekini görmekten aciz kalmış bir cinnetin tutanağıdır. Soruşturmanın döktüğü tablo, önce uzmanların dillendirdiği o acı gerçeği bir kez daha gün yüzüne çıkardı: sosyal izolasyon, daralan gerçek ilişkiler dünyası ve giderek derinleşen dijital yalnızlık. MIT Profesörü sosyolog Sherry Turkle'ın yıllar önce bizi uyardığı o "birlikte yalnızlık" çağı, bugün âdeta acı bir kehanet gibi tam karşımızda duruyor. Babasının yasal silahlarıyla okula giden bir çocuk; ailenin görüntüde yerli yerinde durduğu ama ruhsal mevcudiyetin derin bir boşluğa çekildiğinin en çarpıcı belgesi bu. Yıllar önce Cumhurbaşkanı'nın kabine sonrası millete seslenişinde dile getirdiği o tespit, şimdi çok daha yakıcı bir anlam kazanıyor: "Dijital arkadaşlar, dijital öğretmenler, hatta dijital ebeveynler evlatlarımızın hayatlarına, karakter gelişimine daha fazla etki ediyor." Kendi evladının ruhuna dokunmayı unutup, ona sadece dışarıdan yamanmış bir güç şablonu giydirmeye kalktığımızda, aslında en büyük çöküşü kendi ellerimizle hazırlarız.

Tam da bu idrak tutulmasına karşı, devlet aklının ve yasamanın devreye girmesi hayati bir önem taşıyor. Dün TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaşan yeni düzenleme, bu gidişata dur demek için atılmış çok kıymetli bir adımdır. Doğum izni sürelerinin uzatılmasıyla ebeveynlerin çocuklarıyla o ilk ve en kritik bağları kurmasına imkân tanınırken; 15 yaş altı çocukların sosyal medya kullanımına getirilen yasal çerçeve, çocukları dijital uçurumlardan çekip alarak gerçekliğin toprağına geri döndürme çabasıdır.

Bu görmezden gelme hâli, sadece evlerimizin........

© Milat