Göz hizasında buluşabilmek
Bu sabah gözümü tavandaki ince çatlağa açtım. Sadece doğrulmak kastıyla, tam yedi dakika boyunca o çatlağın hattını takip ettim. Salt bir dinginlik içinde... Sanki ruhum, hücrelerinde biriken bütün o görünmez "daha hızlı"ları, "hemen şimdi"leri sessizce dışarı atıyordu. Hepimizin bildiği o ağırlık işte: göğüs kafesinin hemen altında, iradenin yatağında hissedilen o derin yorgunluk. "Sadece iki dakika dayan" diyen o vitrin rüzgârları, tam da bu eylemsizlik anında uğuldamaya başlar.
Geçici heveslerin üzerine atılan her temel, ilk sarsıntıda toprağa karışır. Eskilerin işaret ettiği ilimde ve karakterde kökleşme haline, o ağırbaşlı rüsuh makamına dönmenin sızısıdır bu.
Şehrin uğultulu salonlarından birinde, kürsüdeki kravatlı adamın boyun damarları gerildi: "Kestirmeden gidin, adımlarınızı kısaltın, ödülü hemen alın!" Salondaki yüzlerce el, bu zahmetsiz vaadi alkışlarken salonun tavanından sarkan kristal avizeler titredi.
Aynı dakikalarda, o salondan kilometrelerce uzakta, çatlamış ellerini dizine koyan bir adam ufka bakıyordu. Tırnak diplerine yerleşmiş........
