Fikir avluları
Aşağıda zümrüt yeşili, buz gibi sularıyla usulca ama derinden akan Neretva Nehri. Zamanın kimsesiz bir rüzgar gibi estiği, asırların acısını ve aklını o taş kavislerinde sırtlayan sarsılmaz Mostar Köprüsü'nün tam üzerindeyiz. Düşüncenin ve aklın yeryüzüne nasıl kök salacağını bulmak; işte bu iki yaka arasında, o eşsiz taş kütlesinin merkezinde dururken hissedilen o derin varoluş sancısına benzer.
Kelimelerin ağırlığını kaybettiği, havada asılı kalan niyetlerin paslı birer fısıltı gibi kulakları tırmaladığı bir eşikteyiz. Tepemizde, nehrin o serin yeşiline tezat, ağır, dilsiz ve kurşuni bir gökkubbe uzanıyor. Bulutlar, yere inemeyen yurtsuz fikirler gibi boşlukta asılı dururken; köprünün taşlarına çarpan rüzgar, etrafımızdaki görünmez boşluğu dolduruyor. Düşünce, somut bir bedene sahip olmadan aşağıda akan o deli su gibi akıp gidiyor.
İnsanoğlu gökyüzünde görünmez köprüler kuruyor. Uçsuz bucaksız bir vadide, sese ve hıza hükmettiğini düşünen bir irade, göğün en üst katmanlarına sınırlar çiziyor. Yeryüzünün nizamını bulutların ötesinden kurmaya çalışan bu devasa çaba, insanı havada asılı bırakma, toprağın kokusundan koparma riskini kalbinde taşıyor. Nereden........
