menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sosyalist Enternasyonal’den Uçkur Enternasyonaline

39 0
19.04.2026

Efendim, bizim "ilerici" takımının, o her fırsatta "Batılıyız, çağdaşız, aydınlanmacıyız" diye kafa ütüleyen zevatın hali pürmelali artık mizahın sınırlarını ihlal edip, düpedüz klinik bir vakanın, hatta bir sosyolojik çürümenin ortasına bağdaş kurmuş durumda. Hani bunlar her yıl o çok sevdikleri Brüksel koridorlarında, Paris kafelerinde Sosyalist Enternasyonal toplantılarına katılırlar ya; hani orada "insan hakları, emeğin kutsallığı, gelir adaleti" üzerine Fransızca-İngilizce karışık nutuklar atıp, dönüşte havaalanında kendilerini karşılayan o belediye tahsisli lüks makam araçlarına kurulurlar ya... İşte o işin aslı meğer bizim bildiğimizden çok farklıymış.

Meğer bizimkiler "enternasyonalizmi" çok yanlış, hem de feci şekilde yanlış anlamışlar. Onlar dünyayı fikirle, sanatla, üretimle değil; düpedüz "uçkur" operasyonlarıyla fethetmeye, bu alanda "global bir marka" olmaya niyetlenmişler. Yani fikirde değil, fantezide enternasyonal olmuşlar!

SOSYAL DEMOKRASİNİN "PIRLANTA KADRANLI" KANADI

Yahu, bir zamanlar solculuk denince akla parka gelirdi, postal gelirdi, kaçak tütün kokusu ve memleket sevdası gelirdi. Deniz Gezmiş o parkayı Ankara’nın ayazında üşümemek için giyerdi. Şimdikilerin "sosyal demokratlık" anlayışı ise, belediyenin "temsil ve ağırlama" bütçesinden çekilmiş beş bin dolarlık kaşmir paltolardan, İtalyan kesim takımlardan ibaret. Hem de ne takım! Üstünde yetim hakkı parlıyor ama beyefendinin umurunda mı? O, yanındaki "stratejik danışman" (aslında üçüncü sevgilisi, belki de dördüncü, çetelesini tutmak imkânsız) ile Maldivler’de güneşlenirken "işçinin, emekçinin, asgari ücretlinin" dramını dertleniyor. Şezlongda güneş kremini sürerken "kahrolsun kapitalizm" diye tweet atmak da cabası!

İşte Türk solunun, özellikle de o "belediyeci" kanadının en büyük dramı budur: Halkçılık yaparken halkın otobüsünden tiksinmek, devrimcilik taslarken ise kendi dukalığını, kendi harem-i hümayununu kurmak!

VERSAY’DAN BELEDİYEYE: MARİE ANTOİNETTE’İN TALEBELERİ

Tarihe bakınız efendim... Fransız İhtilali’nde bile bu kadar pişkinlik, bu kadar "lümpen aristokrasisi" yoktu. Robespierre belki çok kelle kesti, çok can yaktı ama hiçbir zaman halkın ekmek parasıyla sevgilisine altın kaplama at arabası alıp Versay ormanlarında "kaçamak" yapmadı. Bizimkiler ise Robespierre’in giyotinini değil, Marie Antoinette’in "Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler" felsefesini örnek alıyorlar. Halk otobüs beklerken durakta perişan mı oluyor? Varsın olsun, başkanın sevgilisi belediye bütçesiyle alınan o son model Alman tankı gibi Mercedes’le kuaföre yetişsin, önemli olan budur!

Bakıyorsun herife; ağzında bir "hak, hukuk, adalet" sakızı, sanki ağzını her açtığında anayasayı yeniden yazıyor. Ama altını bir kazıyorsun, içinden neler çıkmıyor ki? Belediye iştiraklerinden birinin genel müdürü üzerine yapılmış bir rezidans dairesi, öbür tarafta "kültürel faaliyetler" kaleminden........

© Milat