menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eğitim, Kimlik ve Kabul Görme İhtiyacı

34 32
07.03.2026

Bireyin kendi öz varlığını dış dünyanın koşullarına karşı koruma mücadelesi, seküler çağda basit bir saygı arayışından ziyade, derin bir ontolojik kabul görme ihtirasına evrilmiştir. Bu ihtiras, bireyin kendi değerini ve kimliğini dışsal bir onay mekanizmasına ipotek etmesiyle tezahür eden bir yabancılaşma krizi yaratmaktadır. Bu, benliğin otoritesinin dışsal bir yargıya devredilmesiyle ortaya çıkan yapısal bir omurga noksanlığıdır. Bunun neticesinde gösterilen kendi kültürünü / geleneğini yaşamaktan imtina etme, başka bir kültürün ritüellerine tazimde bulunma gayreti, kültürel bir tekamül değil, bilakis bir tenezzül işaretidir.

Batı, kendi kültürel otantikliğini herhangi bir izahat veya özür gereği duymadan yaşarken, ülkemizdeki kimi insanlar, gruplar, sırf dışlanmama vehmiyle kendi manevi kimliğini silikleştirme yoluna gitmektedir. Bu bir kimliksizliktir. Bu kimliksizlikle ne tam olarak öteki olunabilir (zira taklit, hiçbir zaman aslın yerini tutmaz) ne de özüne sadık kalınabilir. Bu “arada kalmışlık”, bireyi Heidegger’in tabiriyle “das Man” (herkes) içinde kaybolmaya, yani sahici olmayan bir varoluşa mahkûm eder. Bu, omurgasızlık ile nitelenen, dışlanma korkusunun yarattığı varoluşsal bir sığıntılıktır. Kendi kimliğini inkâr ederek yaşamak, ne bireye ne de topluma onur kazandırır; yalnızca manevi küçülmeye ve içsel bir çürümeye sebebiyet verir.

Bu derin kültürel ve ontolojik krizin, yani kabul görme ihtirasının yarattığı omurgasızlık halinin ilaçlarından biri, bireylerin kendilik bilincini yeniden ve sağlam temeller üzerinde inşa etmesidir. Bu süreç, sadece psikolojik bir farkındalık değil, aynı zamanda eğitimin ve terbiyenin en yüce misyonu olarak kabul edilmesi gereken felsefi bir eylemdir.

Kendilik bilinci, kişinin kendi değer sistemini, kültürel mirasını ve manevi kimliğini dışsal yargıların ötesinde, içsel bir otorite ile tasdik etme yetisidir. Bu bilinç, eylem ve mücadele yoluyla ötekiyle ilişki kurarak kazanılır. Hegelci anlamda, bu bilinç, bireyin kendini ötekinin aynasında değil, kendi varoluşunun zorunluluğunda bulmasıdır. Örneğin gelişmemiş kendilik bilinci, dışsal tanınmaya muhtaç olan bilinç durumunu yansıtır. Bu bilinç, kendi değerini ötekinin onayına feda eder. Gerçek kendilik bilinci ise, dışsal alkış kesildiğinde bile sağlam kalan, içsel ve sarsılmaz bir kimlik omurgası inşa etmekle mümkündür.

İşte kültür temelli eğitim, bireyi bilişsel bir donanımın çok ötesinde, fikirsel bir zırhla kuşatmaktır. Bunun için eğitim öğrenciye kendi köklerinin, inançlarının ve değerlerinin rasyonel temellerini idrak ettirir. Bu idrak, kültürel kodlarını korumayı klasiklik, çağdışılık sanan zihin çarpıklığını ortadan kaldırır. Kültür temelli eğitim, bireye, kültürünü bir yük değil, varoluşunun anahtarı olarak görmeyi öğretir. Zira bir milletin kıyameti, dışlanma vehmiyle kendi değerlerinden vazgeçtiği an başlar. Külli kurtuluş, ancak kendin olarak durabilme erdeminde ve kimliğin tavizsiz müdafaasında saklıdır.

Kendilik bilincinin inşası, sınır bilincini de beraberinde getirir. Bu sınır, kişinin kendi manevi alanını saygıyla koruması demektir. Terbiye, bu sınır bilgisini aşılar. Bu, kendi kimliğini pazarlık konusu yapmadan, tavizsiz bir duruş sergileyebilme edebidir. Dışlanma korkusuyla kendi kültüründen vazgeçmek, öz saygıyı tahrip eden bir manevi intihardır. Kendi değerinden emin olan birey, başkasının onayına müstağni (ihtiyaç duymayan) kalır. Zira izzet, başkasının lütfuyla değil, kendi iradesinin haysiyetiyle kazanılır.

Kendilik bilinci inşa edilmedikçe, birey daima bir fikri sığıntı olarak kalacaktır. “Aman bize ırkçı, Müslüman, doğulu demesinler” korkusuyla şekillenen zihin, kendi otantik benliğinden utanç duyar ve bu utancı gizlemek için aşırı uyum sergiler. Bu, kimliksizliğin ve omurgasızlığın en belirgin tezahürüdür.

Kendi kimliğini cesaretle savunan bir birey, başkalarının saygısını hak eder; zira saygı, daima güçlü ve belirgin sınırlara gösterilen bir reaksiyondur. Kimliğini pazarlık konusu yapan, küçülür ve yalnızca acınmaya değer bulunur.


© Maarifin Sesi