Eğitim, Kimlik ve Kabul Görme İhtiyacı
Bireyin kendi öz varlığını dış dünyanın koşullarına karşı koruma mücadelesi, seküler çağda basit bir saygı arayışından ziyade, derin bir ontolojik kabul görme ihtirasına evrilmiştir. Bu ihtiras, bireyin kendi değerini ve kimliğini dışsal bir onay mekanizmasına ipotek etmesiyle tezahür eden bir yabancılaşma krizi yaratmaktadır. Bu, benliğin otoritesinin dışsal bir yargıya devredilmesiyle ortaya çıkan yapısal bir omurga noksanlığıdır. Bunun neticesinde gösterilen kendi kültürünü / geleneğini yaşamaktan imtina etme, başka bir kültürün ritüellerine tazimde bulunma gayreti, kültürel bir tekamül değil, bilakis bir tenezzül işaretidir.
Batı, kendi kültürel otantikliğini herhangi bir izahat veya özür gereği duymadan yaşarken, ülkemizdeki kimi insanlar, gruplar, sırf dışlanmama vehmiyle kendi manevi kimliğini silikleştirme yoluna gitmektedir. Bu bir kimliksizliktir. Bu kimliksizlikle ne tam olarak öteki olunabilir (zira taklit, hiçbir zaman aslın yerini tutmaz) ne de özüne sadık kalınabilir. Bu “arada kalmışlık”, bireyi Heidegger’in tabiriyle “das Man” (herkes) içinde kaybolmaya, yani sahici olmayan bir varoluşa mahkûm eder. Bu, omurgasızlık ile nitelenen, dışlanma korkusunun yarattığı varoluşsal bir sığıntılıktır. Kendi kimliğini inkâr ederek yaşamak, ne bireye ne de topluma onur kazandırır; yalnızca manevi küçülmeye ve içsel bir........
