Doğu Akdeniz'in anahtarı: IMEC, enerji ve Kıbrıs'ın gerçek sınavı
Dünya bazen bir ülkeye “seçenek” sunmaz…
Bir coğrafyaya “rol” biçer.
Ve bazı yerler, istemese de tarihin en sert cümlelerinin altına imza atar.
Çünkü bazı topraklar, kaderi seçmez; kader tarafından seçilir.
Haritalar bazen bir halkın iradesinden daha ağır konuşur.
Bugün Doğu Akdeniz tam da böylesi bir eşikte duruyor. Hindistan’dan başlayıp Körfez üzerinden Avrupa’ya uzanan IMEC hattı, sadece bir ticaret koridoru değildir; aynı zamanda enerji arzının, limanların, kabloların, güvenlik şemsiyelerinin ve diplomatik pazarlıkların tek bir dosyada birleştiği yeni bir jeopolitik tasarımdır. ABD Kongresi’ne sunulan “Eastern Mediterranean Gateway Act -Doğu Akdeniz Geçit Yasası-” taslağı da — henüz yasalaşmış olsun ya da olmasın — Washington’ın bölgeyi bu koridorun “kapısı” olarak kurgulama iradesini açık biçimde göstermektedir.
Bu, bir metinden ibaret değildir; bir zihniyetin, bir niyetin ve yeni bir stratejik haritanın satır aralarına dökülmüş halidir.
Fakat Doğu Akdeniz’de kapılar kolay açılmaz.
Çünkü bu deniz, sadece gemilerin değil; krizlerin de geçtiği bir koridordur.
Ve bazı koridorlarda rüzgâr, pusulayı bile şaşırtır.
Gazze’deki yıkım, Suriye’nin bitmeyen kırılganlığı, İran’ın bölgesel denklemdeki ağırlığı ve İsrail’in güvenlik eksenli yeni pozisyonu, Doğu Akdeniz’i enerji haritalarının ötesine taşımıştır. Burada artık “hat” konuşulurken, aynı anda “risk” de konuşulur. Bir boru hattı kadar bir hava sahası, bir liman kadar bir üs, bir enerji projesi kadar bir güvenlik senaryosu masadadır.
Çünkü bu çağda enerji yalnızca ısınmak için değil; üstünlük kurmak için aranır.
Petrol, gaz ve kablolar artık sadece kaynak değil; dünyanın sinir uçlarıdır.
İşte bu nedenle Kıbrıs, sadece bir ada değildir.
Kıbrıs, bu büyük denklemin kilit taşıdır.
Bazen bir ada, bir kıtadan daha ağır gelir; çünkü ada, denizin ortasında değil, siyasetin tam ortasında durur.
Ama kilit taşının bir şartı vardır: Üzerine basıldığında çatlamamalıdır. Kıbrıs sorunu çözümsüz kaldıkça, ada; istikrarın üretildiği bir merkez olmaktan çok, güçlerin birbirini dengelediği bir ara alan gibi kullanılmaya devam eder. Bu da IMEC’in Doğu Akdeniz ayağını “kalıcı bir düzen”e değil, “geçici bir denge”ye mahkûm eder.
Geçici dengeler ise tarih boyunca hep aynı sonuca çıkar: Bir gün rüzgâr sert eser… ve dengeler devrilir.
Çünkü çözümsüzlük, barışın boşluğu değil; krizin........
