Şeriat yasası tanımı fıkhı perdeleyen ideolojik bir slogan olabilir mi?
20. yüzyılda pek çok İslam ülkesinde, özellikle İslamcı kesimlerin sloganlaştırdığı bir “şerit yasası” beklentisi içinde olduklarını biliyoruz. Esas itibariyle bu tanımlama çok sağlıklı olmadığı gibi son derece ideolojik bir zihniyet yapısının ürünüdür. Aslında burada “Şeriat yasası” ile kastedilen İslam fıkhıdır.
Oysa İslam fıkhı, ideolojik bir olgu değil, hayatın tam içindedir. fıkıh çarşıda-pazarda, evin düzeninde, sokağın akışında ve insanların makul olarak kabul ettiği örfün sessiz dilinde hayat bulur. Eğer fıkıh, geçmişin klasik ekollerine hapsedilmeden modern zamanlara taşınabilirse, toplumsal hafızaya yaslanarak günlük hayatın ritmini de dikkate alarak hükümler kurar. Aynı şekilde modern hukuk da hayatın ritmini ve toplumsal kabulleri esas alarak adaletin tecellisini sağlar.
Prof. Dr. Hadi Sağlam’ın şu tespitinin altını çizmekte yarar var: “Hukuk, toplumun yalnızca normatif bir düzeni değil; aynı zamanda tarih boyunca süzülmüş müşterek hafızasıdır. Bu nedenle her hukuk sistemi ister yazılı ister sözlü olsun, mutlaka toplumun ortak aklına tutunur. İslâm hukuku da bu gerçekliğin dışında değildir. Bilakis İslâmî hukuk düşüncesi, vahyin lafzı kadar toplumun örfünü de ‘şâri‘in muradının tecelli alanı” kabul eden çift hatlı bir yapıya sahiptir. Bu yüzden İslâm hukukunun yürürlük kazandığı bütün dönemlerde örf, yalnızca yardımcı bir norm değil; hukukun taşıyıcı kolonlarından biri olmuştur.” (Örf: Toplumun kendi kendini yönetmesi ve ortak aklın yasasıdır/Akademik Akıl)
Günümüzde Suudi Arabistan başta olmak üzere bazı İslam ülkeleri şeriat yasalarıyla yönetilmektedir.
Evet, sayıları çok........
