Haydar Baba ve Kötülüğün Kontrolü
FELEĞİN çemberinden geçmişti. Hem de kaç defa…
Bu sebeple kimin şuurlu kötülük yapabileceğini kimin bilinçsizce zarar verebileceğini insanın yürüyüşünden anlardı. Teşhislerinde yanıldığıysa pek az görülmüştü.
Bu isabetin ana omurgasını mahpus damında geçirdiği uzun yıllarının tecrübesi oluşturmuş olsa da kendisinin beden diline ve insan hareket tarzlarını yorumlamaya yatkınlığı inkâr edilemezdi. Feleğin sillesinin şiddetli işitildiği bu tarz yerlerde kişi kendisini koruyabilmesi için bakışları okuması, kötücül nefesi sezmesi ve o insanların yaydığı negatif kokuyu alması zaruriydi.
Can derdi ile yetenek bir araya geldiğinde işte herkesin “Haydar Baba” dediği figür ortaya çıkmıştı.
NAHİF bir yapısı vardı ama aynı anda gerektiğinde aslan olurdu. Gözü kararırdı. Süratli bir biçimde yanlışa müdahale eder attığı şamarların sadece sesine yetişebilirdiniz. Zulmün, yanlışın, bilinçli veya bilinçsiz kötülüklerin üzerine bir Zülfikar gibi inerdi. Kimseye fırsat bırakmazdı müdahale için. Liderdi.
Kuvvet ve cesaret iç içe geçmişti onda. Ama bu, asla merhametsiz bir kuvvet değildi.
HÜKÜM giydiği yılları kastederek “Demirimiz sert dövülmüş, suyumuz bol verilmiş evlat” derdi ama ben kendisinde bu yönleri hiç müşahede etmedim. Kendisini duygusal bulurdum. İşlettiği çay ocağında bozkırın tezenesi Neşet Ertaş’ın saf ve sade aşkı hüzün ve sitemle harmanlayarak havalandırdığı “Niye Çattın Kaşlarını” türküsünü söylerken şah beyitte “Zalımlar elinden bile / Alma beni alma leyli leyli” kısmına geldiğimde gözlerinden iki çift yaş çoktan yanaklarını yarılamış olurdu.
Bu hâl kalbinin rikkatine işaret idi.
Romantik miydi gençliğinde ya da bunu gerektirecek bir yazgısı var mıydı bilmiyorum ancak ince fikirli oluşuna şahitlik ederim ama ayrıntı veremem. Faş edersem zılgıtı yerim. Ki, bunu hiç istemem.
SAKİN bir göl kadar........
