menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eşyanın Hakikati ve Kâmil İnsan

6 0
24.01.2026

ALAÇIKTA yaşardı Pala Mehmet dayı. Köyün bekçisiydi. Heybetliydi. Adımları uzundu. Hızlı yürürdü. Kendisine ait ekip biçeceği bir tarlası yoktu. Sığır çobanlığı yapan aile büyükleri uzun yıllar bu işle iştigal ettikten sonra geliştirdikleri aidiyet duygusu sebebiyle köyümüzde kalmışlardı. Bütün ahali onları benimsemişti. Uzak bir diyardan geldiklerini bizler epeyce sonra öğrenmiştik. İşte Pala Mehmet dayı onların çocuğu olarak burada doğmuştu.

Her nedense mevcut evlerinde değil de alaçıkta yaşamayı seçmişti. Sadece kışın kar düştüğünde babasının yanına gelir kar kalktığında ise alaçığa avdet ederdi.

Bilmeyenler için deyiverelim hadi.

Alaçık; bağ, bahçe veya yaylalarda geçici olarak üretilen iptidai şartlarda oluşturulmuş bir nevi geçici konut. Mevsimlik yani. Bir metre kadar taş temelden sonra kerpiçle çevrilmiş, meşe odunlarıyla tavanı kapatılarak üzerine çalı çırpı atılmış küçük bir nevi barınak. Günümüzün barakası aklınıza gelecek olursa bu onun yanında harabe kalır.

ÜZÜM bağlarının arasında miras kalan bir kayısılık vardı. Dedem ve kardeşlerine üçer beşer ağaç düşmüştü. Nenemle kayısı toplamaya gittiğimiz vakit alaçıktan bizi görüp aşağıya inerdi. Elini öper, hâl hatır sorar, duasını alır bir ihtiyacımızın olup olmadığını sorardı.

Dedelerimiz ahbaptı. Ahbap eskiden sıkı bir dostluğu ifade ederdi. Bir başka deyişle yol arkadaşlığı da diyebiliriz. Bu sebeple aynı ailenin fertleri gibi davranırlardı.

Nenem “Yanımızda su getirmeyi unutmuşuz evlat” dediğinde “Hemen getireyim validem” diyerek beni de yanına katmıştı. Alaçıktan toprak testiyi alarak yakındaki eşmeye gitmiş ve buz gibi suyu doldurup getirmiştik.

ÇEŞME ile eşme birbirinden farklıydı.

Çeşmeye su uzaktan borular vasıtasıyla........

© İstiklal