Âhu Zâr ile Geçer Bu Rüzgârım; Sensedim
RAMAZAN ile mü’min arasında inanılması güç bir hasret ilişkisi vardır.Çocukluğumuzun Anadolu Ramazanlarından bu özlem hissini bugüne göre çok daha derinden hissederdik. Annelerimiz haftalar öncesinden hazırlıklara başlardı. Dip köşe temizliğine girişilir, duvarlar kireçle badana edilir, tandır elden geçirilir ve evin hasırları, kilimleri, minderleri havalandırılırdı. Çünkü gelecek olan misafir mühimdi. Özlenendi. Yolu gözlenendi.…BÜYÜKLERİMİZ Ramazan’la öyle güzel bir sevgi bağı kurarlardı ki, kendi yaşları sorulduğunda bile onu dahil ederek cevap verirlerdi. Yaşlarını gördükleri Ramazan sayısı ile belirlerlerdi.Önceki senenin muhasebesi yapılırken yine Ramazan üzerinden işlem yaparlardı. Vefat edenler yine Ramazan üzerinden dile getirilir bu seneye yetişemedi denilerek rahmet dilenirdi.Kısacası Ramazan’la sıkı bir aşk ilişkimiz vardı.…YOZGATLI bir âşık yazısında şöyle demişti:“Bugün seninle bu sene yaşadığımız beraberliğin kaçıncı günündeyim. Senin gibi ben de sayıyorum günleri. İftarı, sahuru, seheri, imsaki… Kalbime doldurduğum ezanları bir yıl saklamak üzere dürüp kaldırıyorum en mutena köşeme. Ama yine de on bir ay çok özlüyorum. Susamışın suya olan hasreti gibi ben de sana hasretleniyorum. Gözümde tülleniyor hatıralar. Sensiz kalmanın acısı kalbime en acı zehir gibi damladıkça damlıyor. Şikâyetim yok. Sonunda kavuşmak söz konusuysa yakınmak yersiz. Susamak güzeldir çünkü. Sonunda su ile vuslat varsa.Yine ilk haftayı........
