menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

DEVE GERÇEKTEN DEVE Mİ?

10 0
17.03.2026

İnsanlık tarihinin en eski zihinsel hastalıklarından biri, düşünmenin zahmetinden kaçmaktır. Kur’an’ın birçok ayette eleştirdiği tavır tam da budur: “Biz atalarımızı bir yol üzerinde bulduk ve onların izinden gidiyoruz.” Derler Zuhruf 22. Ayette.

Elbette bu kitaptan ancak selim akıl sahipleri; aklın hakkını verenler nasiplenirler! Kuran’ın bu muhteşem ve tokat gibi vurguları sonrası dört parmağını ıslatıp başına ve ayaklarına sürüp ( mesh ) bunu ibadet zannedip bir de buradan yüklü bir sevap hasadı yapacağını zannedenlerin; Kuran’ın bahsettiği ‘’Aklını kullanan ve Aklın hakkını verenler’’ tanımlaması ve tasnifi içerisinde olabilmeleri ne mümkün!

Zümer 39: ‘’Ancak akıl sahipleri öğüt alır.”

Zümer 39:18 “Sözü dinleyip onun en güzeline uyanlar var ya;işte onlar Allah’ın hidayet verdiği kimselerdir ve onlar akıl sahipleridir.”

Sad 38:29 “Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır;ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye.”

Elbette herkes Kuran metni okuyabilir ama ondan gerçekten faydalananlar “ulu’l-elbab” yani, selim akıl sahipleridir.

Bu ifade yalnızca tarihsel bir durumu anlatmaz; insan zihninin konfor alanını anlatır. Çünkü düşünmek bedel ister. Soru sormak, cesaret ister. Hakikati aramak ise alışkanlıkların güvenli duvarlarını yıkmayı gerektirir.

Bu yüzden birçok toplum, aklını kullanmak yerine atalarının dinine sığınmayı tercih etmiştir. Kur’an’ın eleştirdiği şey tam da budur: aklı zayi etmek, aklı kiraya vermek ve düşünmenin maliyetinden kaçmak.

Kur’an ise bunun tam tersini ister. İnsan aklını kullanmalı, olayların ardındaki anlamı araştırmalı ve hayatın düzeni üzerine düşünmelidir. Nitekim Kur’an birçok yerde ayetlerin farklı biçimlerde anlatıldığını özellikle vurgular. Amaç ezber değil, anlamadır.

Semûd kıssası da bu düşünme davetinin en çarpıcı örneklerinden biridir.

İsrâ Suresi 59. ayette şöyle denir:

“Semûd kavmine apaçık bir mucize olarak dişi deveyi verdik; fakat ona zulmettiler.”

İlk bakışta bu, bir mucize anlatısı gibi görünür. Ancak Kur’an kıssalarının hiç birisi yalnızca tarih anlatısı değildir; insanlık için geçerli olan toplumsal yasaların değeri, anlamı, önemi ve duyarsızlıklarının sonucunca uğrayacakları korkunç akıbetin ve Allah’ın şaşmaz kurallarının anlatısıdırlar.

Kur’an’ın tasvirine göre Semûd kavmi ilkel bir topluluk değildir. Tam tersine güçlü bir uygarlıktır. Kayaları oyarak şehirler kuran, teknik bilgiye sahip ve hatta yüksek teknoloji kullanan ve bunun doğal sonucu olarak zengin ve organize bir toplumdur.

Yani ortada büyük bir medeniyet vardır.

Fakat bu medeniyetin içinde yavaş yavaş büyüyen ahlâkî, hukuki, adalet ve hakkaniyet kriz başlamıştır.

Kıssanın merkezine yerleştirilen sembol, işte burada ortaya çıkar: DEVE!

Kur’an bu hayvana özellikle “Allah’ın devesi” der. Bu ifade Arapça dilinde sıradan bir sahiplik değildir; dokunulmazlık anlamı taşır. Yani ihlal edilmemesi gereken bir sınır vardır.

Çünkü o günün dünyasında deve, çöl hayatının en büyük ve en değerli varlıklarından biridir. O coğrafyanın en büyük cüssesi olan kara hayvanıdır, dayanıklıdır, güçlüdür ve hayatın devamı için vazgeçilmezdir.

Bu yüzden sembolik bir okumada deve, bir medeniyetin en büyük değerlerini temsil eden güçlü bir imge hâlinde ifade edilip işlenmektedir.

İşte böylesi yüksek güce, imkân ve olanaklara ve yine yüksek teknik ve teknoloji kullanan medeniyette eksik olan çok daha büyük değerler ( DEVE ) sorunu baş göstermiş ve toplum ahlaki çürüme ile karşı karşıyadır.

Bu toplumun ihlal ve ihmal ettiği DEVE’ler:

ahlâk, hukuk ve adalet.

Bir toplum şehirler kurabilir, teknolojiler geliştirebilir ve zenginleşebilir. Fakat bu büyük yapının ayakta kalmasını sağlayan şey ahlâkın, hukukun ve adaletin korunmasıdır.

MEVZU HENÜZ BAŞLAMIŞTIR!

DEVE kadar büyük değerler ve SU gibi işleyen adalet, hukuk ve hakkaniyet!

SEMÛD KISSASINDA YALNIZCA DEVE YOKTUR; BİR DE SU VARDIR.

Kur’an anlatısına göre SU; yıkımın önüne geçen ve zenginleşmeyi, büyümeyi ve gücü daha bir kökleştiren, meşrulaştırıp helal hale getiren AHLAK, HUKUK VE ADALETİN SU GİBİ YÜCE BİR DEĞER TEKABÜL ETTİĞİ VURGUSUDUR.

BU MÜTHİŞ METAFOR HUKUKUN, ADALET VE HAKKANİYETİN TAVİZSİZ ŞEKİLDE HAYATA İNDİRGENMESİ VE UYGULANMASI YASASIDIR!

‘’FAKAT ONA ZULMETTİLER.”

Bir gün deveye, bir gün topluma ait olacaktır. Bu ayrıntı basit bir düzenleme gibi görünse de aslında son derece derin bir anlam taşır.

Çöl toplumunda su yalnızca bir doğal kaynak değildir; hayatın kendisidir.

Su demek yaşam demektir.Su demek ekonomi demektir.Su demek hayatta kalma demektir.

Bu yüzden suyun paylaşımı aslında hayatın paylaşımıdır.

Yani seçkin, elit, aristokrat gibi bir ayrım yok; bir sana ve bir bana! Sisteminin hâkim olmasıdır!

Burada kıssanın sembolik yapısı açıkça ortaya çıkar:

Deve = medeniyetin dokunulmaz ilkeleri: AHLÂK, HUKUK VE ADALET.Su = bu ilkelerin toplum hayatında AMA’SIZ, FAKAT ’SIZ VE LAKİN ’SİZ ve dolayısıyla tavizsiz şekilde uygulanması ilkesidir, ZİRA SU HAYATTIR VE HAYATİDİR!

Bir toplum adaletten söz edebilir. Hukuktan bahsedebilir. Ahlâkı yüceltebilir.

Fakat bu değerler hayatın içinde uygulanmadıkça çürüme ve yıkım kaçınılmazdır!

Su akarsa hayat üretir.Su durursa kuraklık, yokluk ve yıkım başlar.

SU AKIŞKANDIR VE DOLAYISIYLA TIPKI SU GİBİ AKMALI VE DİNAMİK OLMALIDIR HAK, HUKUK, ADALET VE HAKKANİYET…

İşte bu yüzden kıssanın mesajı son derece açıktır:

DEVE KADAR BÜYÜK DEĞERLER ANCAK SU GİBİ HAYATIN İÇİNE AKTIĞINDA ANLAM KAZANIR.

Semûd toplumunun yaptığı hata da tam olarak burada ortaya çıkar.

Güçlü bir uygarlık kurmuşlardır. Kayaları oyarak şehirler inşa etmişlerdir. Teknik, zenginlik ve güç elde etmişlerdir.

Fakat bu medeniyetin ayakta kalmasını sağlayacak olan temel ilkeleri devreden çıkarmış ve bu DEVE’lere ihanet etmişlerdir!

Bu asla ve kat’a bir hayvanın öldürülmesi değildir.

BU, AHLÂKIN, HUKUKUN VE ADALETİN ORTADAN KALDIRILLMASI VE KATLEDİLMESİDİR!

Bir toplum bu değerleri yok ettiğinde aslında kendi medeniyetinin temelini de yok etmeye başlar.

Tarih boyunca birçok uygarlığın çöküşü ekonomik ya da askeri zayıflıktan değil, adaletin, hukuk ve hakkaniyetin ortadan kalkmasından kaynaklanmıştır.

BU YÜZDEN KISSANIN MESAJI BUGÜN İÇİN DE GEÇERLİDİR:

ADALET YOKSA MEDENİYET DE YOKTUR.

YAZIMIZIN BİR İKİNCİSİ VACİP OLMADI MI?


© İstiklal