Bir Kassam Mücahidinin Allah (c.c) İle İbretlik Ahdi
Birkaç gün önce X platformunda gezinirken önüme bir paylaşım düştü. Paylaşım, Kassam Tugayları mücahidlerinden Hüseyin Usame Nasır’ın Allah Tebareke ve Teala ile ahidleşme notlarını içeriyordu. Her satırı ayrı bir ibretti ve son kısmı beni oldukça düşündürdü. Ancak oraya gelmeden önce kısaca notların içeriğinden bahsetmek isterim.
Kassamın özel (Nuhbe) birliğinin mücahidlerinden Hüseyin Nasır 2015 yılında, Gazze’deki bir sonraki savaşa kadar Allah Teala ile bir sözleşme yapmış. Mücahid üç temel şart sıralıyor: i) “Yüce Allah'a karşı halis bir niyete sahip olmak.” ii) “Bu anlaşmayı sadece benimle Yüce Allah arasında gizli tutmak.” iii) “Allah Teala'nın izniyle bu programa eksiksiz uymak.”
Bu bağlamda kendisini şu altı ameli yapmakla yükümlü kılmış: Birincisi namaz. “Başta sabah namazı olmak üzere namazları camide cemaatle kılmaya özen göstermek.” İkincisi oruç. “Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmaya gayret etmek ve Davud orucuna başlamak (Cumartesi, Pazartesi, Çarşamba, Cuma).” Üçüncüsü Gece Namazı (Teheccüd). “Her gün iki rekat kılmaya özen göstermek ve dilersen artırmak.” Dörüncüsü zikir. “Sabah ve akşam zikirlerini mümkün olduğunca aksatmamak.” Beşincisi Kur'an. “Her gün sabah namazından önce veya sonra 3 sayfa okumak.” Altıncısı günahlar. “Her zaman dikkatli olmak gerekir.”
Mücahid, bu maddelere uyacağına dair söz veriyor ve Cenabı Allah’tan üç şeyi nasip etmesini niyaz ediyor: Birincisi; “İslam ve Müslümanlar için onur ve zaferi tesis edip düşmana ağır kayıplar verdirdikten sonra, yaklaşan savaşta cephede savaşırken beni bir şehit olarak kabul etmesi ve işgal altındaki topraklarımızın benim ellerimle (benim çabamla) fethedilmesini nasip etmesi.” İkincisi; “Allah Teala'nın izniyle sır olarak kalması şartıyla, Peygamber Efendimiz'i (s.a.v.) rüyamda görmeyi bana nasip etmesi.” Üçüncüsü; “Tüm işlerimde ve hayatımda, özellikle askeri, cihad ve davet çalışmalarımda bana başarı, yüksek makam ve doğruluk nasip etmesi.”
Asıl Mesele: Allah’ın Tasarrufuna Razı Olmak
Şimdi asıl vurgulamak istediğimiz noktaya gelelim. Kassam mücahidi notlarının sonunda öyle bir dua yapıyor ki bir Müslüman için zirve olarak nitelendirilebilecek çok üst düzey bir bilinç örneği ortaya koyuyor. Aynı zamanda İbrahimi mirası 21. yüzyılda tekrar gün yüzüne çıkarıyor. Duası şöyle:
“Allah'tan bizi (kendi yolunda) kullanmasını ve yerimize başkalarını getirmemesini, bizi hizmetinde tutmasını ve terk etmemesini, gizli ve açıkta O'na itaat etmemiz için bize yardım etmesini diliyorum. Şüphesiz O işitendir, dualara icabet edendir.”
Açıkçası bu dua beni çok etkiledi ve düşündürdü. Çünkü 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana ümmet olarak çok çetin bir imtihanın içerisindeyiz. Detaylar herkesin malumu. Gerek bireysel hayatımızla gerek içerisinde yaşadığımız toplumla gerekse ümmetle ilgili siyasetimizde, Kassam mücahidinin duasındaki perspektif ne kadar merkezde(ydi)? Cevaplaması hayli zor bir soru.
Allah Teala’dan bizi, kendi yolunda kullanmasını istemek… Söylemesi kolay fakat dayanması? Vaktimizin, nakdimizin, aklımızın, kabiliyetlerimizin hasılıkelam bütün imkanlarımızın kendi hevavüheveslerimizin belirlediği hedefler uğrunda değil de İlahi takdirin hakkımızdaki tasarruflarında harcanmasına razı mıyız? Şöyle bir bakalım hayatımıza: İmkanlarımızı hangi yolda ne uğruna tüketiyoruz? Biraz daha somutlaştıralım: 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana kayda değer ne yaptık? Allah Teala bizi, kullanmaya layık görmüş mü?
Yerimize başkalarının getirilmesi, Kur’ani ifadesiyle “istibdal” meselesi… Bu endişe kaçımızda var? “İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye (nakdiniz ve vaktinizle Hakk davasını desteklemeye) çağrıldığınızda; buna rağmen bazılarınız cimrilik yapmaktadır… Eğer siz (Hakk’tan ve cihaddan) yüz çevirecek olursanız, (Allah) yerinize sizden başka bir kavmi-kesimi getirip-değiştirir (ve onları zafere ulaştırır).” 47/38. Şehid Yahya Sinvar bir konuşmasında diyordu ki "Biz, dinimiz ve kutsallarımız söz konusu olduğunda asla cimrilik yapmayız."
Yapmadıklarımız ve yapamadıklarımız var, muhakkak. Fakat bu durumdan ne kadar rahatsızız? İlahi sünnetullah gereği Allah’ın yerimize başka bir topluluğu getireceği kaygısıyla ne kadar hemhâliz? Bu seferlik yapamadık. Bir dahakine inşaallah diyoruz. Güç toplayalım öyle hareket edeceğiz diyoruz. Binbir türlü mazeret ileri sürüyoruz. Fakat bir dahaki mümkün mü bizim için acaba? Hiç bunu düşünüyor muyuz?
Üstelik bu duayı yapan kişi Kassam'ın özel birliğinden bir mücahiddir. Yani zaten cihad meydanındadır. Fedakarlıkların muhtemelen en fazla olanlarını yapmaktadır. Buna rağmen taşıdığı kaygı budur. Bizlerse uzaktan seyreden ama çokça konuşanlar olarak sahi neyimize güveniyoruz?
Biraz yukarıda İbrahimi miras vurgusu yaptım. Son olarak oraya değinmek istiyorum. Hz. İbrahim (a.s) ateşe atıldığında, anlatılır ki Cebrail (a.s) kendisine gelip, bir isteğin var mıdır diye sorar. İbrahim (a.s) der ki “Onun benim halimi biliyor olması benim ondan bir şey istememden daha hayırlıdır”. Yani ben buradayım ve O görüyor. Eğer O, benim burada olmamdan razıysa ben ondan ne isteyeyim? Onun razı olduğuna razıyım çünkü hayrı bilen O’dur. İşlerin sonucunu bilen O’dur.
Ne yazık ki modern çağın mazeret üreten pasif bekleyişleri ile bu İbrahimi teslimiyet arasındaki uçurum her geçen gün daha da derinleşiyor. Evet, Kassam mücahidi Hüseyin Usame Nasır’ın özelinde bugün Gazze, Lübnan, Yemen halkları bize İbrahimi bilincin mirasını hatırlatıyor. Selam olsun.
