Sömürgeci Hiyerarşiler
Hangi toplumda olursa olsun, bir toplumda, farklı toplumsal kesimlerin/eğilimlerin, birbirlerini, önyargılı kimi klişelere hapsetmeleri, bu kesimlerin, medeni/kentsel ilişkilere, medeni/kentsel kültüre-bilgeliğe bütünüyle yabancılaştıklarını; barbar/taşralı/kabileci ilişkileri benimsedikleri, bu ilişkileri içselleştirdiklerini gösterir. Hangi etnik ırkçılık adına gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, her etnik ırkçılık ne kadar korkunç ve iğrenç ise, hangi mezhep adına gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin her mezhepçi ırkçılık da bir o kadar korkunç ve iğrençtir. Diğerkamlığı, kuşatıcılığı, kapsayıcılığı, sevmeyi unutarak, düşmanlıklar karşıtlıklar, ayrıcalıklı sosyal-toplumsal kimlikler icat etmeye çalışmak, İslam medeniyeti terbiyesini unutmak, terbiyesizliği seçmek anlamı taşır. Politik rekabetler sebebiyle parçalanan bir toplumda, asıl yapılması gereken, parçalanmışlıkları tahkim etmek değil, bütünleşmeyi sağlayabilecek ahlaki bir çerçeveye sahip olmak olmalıdır. Politik rekabetler/karşıtlıklar adına, toplumun parçalanmasını göze almak toplumun geleceğini bütünüyle yok eder. Politik mücadeleler/rekabetler, insani/ahlaki alandan-ilişkilerden uzaklaşmayı gerektirmez. İnsani-ahlaki alandan uzaklaşma, hangi toplumda olursa olsun, ilgili toplumun politik bir hastalıkla, paranoya ile malûl olduğunu, siyasal tükenmişlik içerisinde bulunduğunu gösterir.
Günümüz İslam toplumlarında, yaşanılagelen kadercilikler, her tür edilgenliği, her tür yenilgiyi, her tür aşağılanmayı meşrulaştırıyor. Toplumlarımızda maruz kaldığımız yapısal edilgenlikler sebebiyle, yapısal tehditler karşısında hiç bir etkili çözümleme üretememek gibi yapısal bir sorunumuz var. Yüz yıla yakın bir süredir, kuşaklar boyunca hayatın tüm boyutlarını sınırsız bir biçimde terörize eden, boğucu Yahudi-Siyonist işgal-istila-soykırım, Filistin'de, soykırımdan kurtulanları sosyal ölüme mahkûm ediyor. Filistin'de tarih bilinci direniş temelinde şekillenirken, İslam dünyası ulus-devletlerinde tarih, politik teslimiyetçilik temelinde şekilleniyor. Yapısal edilgenliklerle yüzleşmediğimiz, yapısal tehditleri öngöremediğimiz için, bugün, bütün İslami tasavvur ve tahüyyüllerimizi erteliyor, yerli-milli alanlarda, hamasetle mevcudiyetimizi sürdürmeye çalışıyoruz. Toplumlarımız, kendi tarihlerini yönetme yeteneklerini kaybettikleri için, Amerikan emperyalizminin vesayet ve meşruiyetine sığınıyor. İran, kendi bağımsız tarihini, yönetme iradesini somutlaştırma çabası içerisinde bulunduğu için, evanjelist Hıristiyan/Musevi Haçlı Seferlerine maruz kalıyor. Ulus-devlet patolojileri sebebiyle, bu Haçlı Seferlerine karşı İslami dayanışma gündeme bile getirilemiyor. Sözünü ettiğimiz patolojiler sebebiyle, İslam dünyası denilen dünya, ortak bir İslami dünya görüşü, hayat tarzı, tarih ve siyaset bilinci oluşturamıyor. Bu patolojiler sebebiyle Filistin'de yüz yıla yakın bir süredir sürdürülmekte olan özgürlük mücadelesine, İslam ülkesi olarak anılan ülkeler, hiç bir şekilde siyasal yardımda bulunamıyor. İslam dünyası toplumlarında, belirleyici hale gelen konformist din algısı, halkların, bilinçli/bağımsız bir tercihte bulunmalarını imkansız kılıyor. Konformist din algısı, bütün İslam toplumlarını belirsiz bir ufka kapatıyor. Toplumlarımıza hakim olan konformist din algısı, kimi dini figürlerin, kimi politik figürlerin, kendi kendilerini kutsallaştırmalarını, kendi kendilerini kahramanlaştırmalarını, kendi kendilerini putlaştırmalarını bir şekilde içselleştiriyor. Kendi kendilerini kutsallaştıran, putlaştıran, kahramanlaştıran dini ya da politik figürlerin, Amerikan emperyalizmi ile işbirliği halinde olmalarını, emperyalist figürlerle dost olmalarını asla sorgulama konusu yapmıyor, yapamıyor, sorunsallaştıramıyor. Bu durum, içerisinde yaşadığımız toplumda da müşahede edilebileceği üzere, toplumun eşi ve benzeri görülmemiş bir bilinç yoksulluğu ile, ahlaki ve entelektüel yoksullukla malûl olduğunu gösteriyor. Toplumlarımız, kendilerine uygulanan psikolojik manipülasyonlar ve zihinsel kontroller sebebiyle bu vahim yoksullukları hissetmiyor. Bu yoksulluklar sebebiyle, ölümcül koşullara mahkûm edilen aziz Filistin halkının umutlarını utanmazca istismar eden, bu umutları seçim malzemesi haline getiren uygulamalar hiç bir şekilde mahkûm edilemiyor, takbih edilemiyor. Siyasal tükenmişlik, iradesizlik, bağımlılık, toplumlarımızı, emperyalist vesayete açık hale getiriyor. Konformist kültür ve konformist din algısı, toplumlarımızda zihinsel-ruhsal atalet ve meskeneti tahkim ettigi için, hiç bir zaman, hiç hiç bir şekilde yapısal değişim gündeme kazandırılamıyor. Toplumlarımızda tarih, iktidar-devlet çıkarları doğrultusunda yeniden üretildiği için, İslami bir tarih bilinci oluşturulamıyor. Bu nedenle de, toplumlarımız, tarih/siyaset bilinci üreten toplumlar olarak değil, folklor üreten toplumlar olarak........
