III. Viyana Kuşatması
Aslında Avusturya ile ilgili kitap yazsam ancak meramımı ifade etmiş olurum. Şimdilik bu yazıyla iktifa edelim. 28 Şubat süreci sebebiyle ülkelerine sığdırılmayan İmam Hatip Lisesi mezunlarımıza kucak açtı Avusturya. Osmanlı döneminde yaptıkları anlaşmaya sadık kalarak üç bin civarı öğrencimizi kabul ettiler. Yine bu anlaşma gereği Türk öğrencilerden üniversite öğrenci harcı alınmıyordu. Ne var ki bunun farkına varan Kara Şubatçılar, Türkiye’de az sayıdaki Avusturyalı öğrenciden harç almaya başlayınca anlaşma bozulmuş oldu. Buraya giden öğrencilerimize destek olan, burs veren hayır sahibi kişi ve kuruluşların yükü artmış oldu.
Viyana Üniversitesi, Viyana Teknik ve Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde eğitim gören öğrencilerimizin çoğunluğuna, burada kurulmuş WONDER adlı bir dernek hamilik ediyor burs ve barınma imkânı sağlıyordu. Bu dernek ayrıca kültürel faaliyetlere, okur-yazar buluşmalarına da öncülük ediyordu. Öğrencilerimizin davetleriyle ben de 2002 ile 2009 yılları arasında beş defa Viyana’ya gittim. İlk gidişim kız öğrencilerin davetleriyle olmuştu. Onlarla günlük iki programda birlikte oluyor kalan zamanda başıma buyruk dolaşıyordum. Bu gezintilerim esnasında Türklere ait mekânlara da uğrama fırsatım oldu ancak yalnız olmam ve kimse tarafından tanınmamam nedeniyle genellikle tereddütle karşılandım. Türkiye’den gelen birine hemen sahip çıkılacağını sanıyoruz ama öyle değil. Selamımı alırken bile tereddüt ediyorlardı. Viyana’ya yaptığım sonraki ziyaretlerde ancak bu durumun sebebini çözebildim. İnsanların birbirine bu kadar mesafeli olmasının nedeni; Türkiye’den yeni gelenlerin buradakilere yük olmasıymış. Zira çoğunun kalacak yer problemi olmuş. Ancak evlerin küçük ve misafir kabul edilemeyecek durumda olması muhtemelen bu uzak kalmışlığın somut göstergesiydi. Bir arkadaşa misafirliğe gitmiştim evinin tamamı 17 m2 idi. Bunun yanı sıra Türkiye’den gelenlerin bir kısmı da yardım toplamak ya da şirketlerine ortak aramak için buraya gelmekteymiş. Haliyle buharlaşan paralar ayrı bir dert olmuş. Bu durum onlarda haklı bir çekingenlik oluşturmuş.
Viyana’da yüz civarında resmi cami var. Adı cami ama mini bir külliye aslında buralar, içinde marketi, çay ocağı, mescidi olan minyatür bir külliye… Türkiye’deki cemaatlerin hemen hepsinin ve Diyanetin camileri var, birbirlerinin camilerine gitmeleri neredeyse yasak. İşin acı yanı, tüm bu cemaatleri cem etmesi gereken Diyanet’in, kendisinin de ayrı bir cemaat haline gelmiş olması. Mümkün oldukça tüm grupların mescitlerine gittik ancak birbirleri hakkındaki konuşmalar ve hatta hakaret boyutuna varan suçlamalar bizi oldukça rahatsız etti.
Erkek öğrencilerle tanışmaya başlayınca yoğunluğum arttı ve neredeyse gece de dâhil tüm zamanım doldu. Öğrenci olmayan Türkler hep soruyorlar niçin geldin diye. Kaçak işçi ve para toplamak için gelmediğimi, öğrencilerimi ziyarete geldiğimi söyleyince herkes şaşırıyor. Kısa bir tereddütten sonra bu tavrıma karşı hayranlık başlıyordu. O temiz yüreklerindeki tereddütler kalkınca Anadolu insanının vasfı ortaya çıktı, beni misafir etmek ve yemek yedirmek için neredeyse birbirleriyle yarışmaya başladılar.
Kısaca Viyana’dan Bahsedeyim
Burası merkezden dışa doğru açılan dairesel planlı, güvenli, temiz ama ruhsuz bir şehir. İnsanların neredeyse hepsi birbirlerine küs gibiler. Metrodaki liseli gençlerin dışında konuşan, sohbet eden yok gibi. Muhabbet eden birileri varsa ya Türk ya da Yugoslav diyorlar. Caddelerde araç yoğunluğu fazla ama kaldırımlar genelde sakin. Bu eksikliği köpeklerle doldurmuşlar adeta, köpek girmeyen ev yok gibi. Park ve caddelerde beş çocuk görürseniz on beş köpek görmeye hazır olun.
Bu gün üç gündür misafir olduğum Nizam-ı Âlem Camii’nden ayrıldım ve Yozgatlı Süheyb’in evine geçtim. Süheyb, arkadaş canlısı dünya tatlısı bir insan. Üç yıl olmuş eşini ve çocuklarını görmeyeli, oturum almak için sabırla bekliyor. Burada buna benzer çok hikâyeler var. Bir diğeri aşçı Hamza, 8 bin mark (tahminen 600 bin TL civarı) borç alarak buraya gelmiş. İki yıldır borcunu ödemeye çalışıyor. İkiz çocuklarını iki yıldır göremiyor, üç yıl daha göremeyecekmiş. Kaçak geldiği için izin kullanamıyor. Kaçak çalışanlar düşük ücretlerle hem ağır hem de pis işlerde çalıştırılıyorlar. Yıllar sonra Suriyeli kardeşlerimizin Türkiye’deki durumları da........
