Yazarlık Serüveni
Yazarlık istekle başlayıp İstikrarla sonuçlanan bir süreçtir. Merhaba değerli dostlar, okumayı ve yazmayı sevenler. Kalem yürekli insanlar. Hani derler ya “Yüreğinin götürdüğü yere git,” işte ben de kalemini yüreğiyle kullananlara dost diyorum ve onlarla kalemimizin götürdüğü yere gitmeyi diliyorum… Kalem yürekliler vicdanlıdır. Elif gibi dosdoğrudur, eğilmezler. Yazmak onurlu bir eylemdir. Onurlu bir eylem ancak onurun ne olduğunu bilen, hayatını onun için adayan, menfaat ve beklentiden uzak duranlardan gelir. Bugün yazarlık serüveni üzerinde duracağız. Yazarlık serüveninde dikkat edilecek hususlar; doğruyu, doğru ve güzel bir şekilde yazmaktır. Ancak okumak tohum yazmak fidandır ilkesi gereği burada hemen “Oku!” emrini hatırlayalım. Okumak yaratanın ilk emriydi. İşte Kur’an öyle güzel bir kitap ki bize yazarlığın bile yolunu gösteriyor. Tabi gören gözler içindir bu hakikat. “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir. O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti.” Kur’an bir insan inşa ederken onun entelektüel, okuyan, yazan ve sorgulayan bir özellikte olmasını istemektedir. İlk emrin oku olması ve elde okunacak bir şeyin olmaması üzerine kısa bir beyin fırtınası yaptığımızda, okumanın toplumu, insanı, doğayı okumak olduğu şeklinde bir yorumda bulunabiliriz. Toplumsal sorunlara çözüm arayışına katkı sunmaktır okumak. Hz. Muhammed (a.s) cahiliye döneminin yozlaşmış yapısını nasıl değiştireceğini bilmiyordu. İşte “Ben okuma bilmem!” dediğinde aslında bir derdi olduğunu ama derde çarenin ne olduğunu bilmediğini ifade ediyordu. Vahiy, göklerden gelen rahmet bu derde devanın ne olacağını anlatıyordu; okumak. Yani okumak toplumdaki yozlaşmanın nasıl değiştirileceği hakkında bir düşünce eylemidir. Okumaktan sonra yazmak eylemine geçebiliriz. “Nûn. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki, sen, Rabbinin nimeti sayesinde- mecnun değilsin. Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir mükâfat vardır. Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” Kalem ve yazılanlar Allah’ın yemin ettiği çok değerli bir araç ve eylemdir. Allah’ın yemin ettiği bir değer. Kalem insana yüce ahlakın yolunu öğretmektedir. Yazmak insana tükenmeyecek bir mükafatın yolunu da göstermektedir. Ölümsüzlük yolu… Yazarlık nedir? Kelimeleri bir araya getirmek mi? Kâğıda aktarılan cümleler kurmak mı? Evet bunlara yazı denir ama yazarlık denmez. Yazarlık; duygu ve düşüncelerin bulundukları kaplarda (akıl ve gönülde) taşması sonucu kalemin kâğıda buselerle dokunma sanatıdır. Bu buseler bazen şiir bazen hikâye bazen deneme bazen roman bazen anı bazen mektup bazen de biyografi olur. İnsanın duygu, düşünce, hayal ve anılarını yazıya aktarma sanatıdır. Evet yazarlık duygu ve düşünceleri kelimelerle işleme sanatıdır. Yani bir sanattır yazarlık. Yazar ise yeni bir hayat kurgulayan sanatkardır. Taşkın duygularını, birikmiş düşüncelerini, hayata dair söz ve tecrübelerini farklı edebi şekillerle yazıya aktaran sanatçıdır. Yazar etrafındaki olayları kurgusal bir metinle edebiyat dünyasına kazandıran insandır. Peki yazmak için ne yapmalıyız? Bir öğrenciyi düşünün. Okuma yazmaya başlarken bir öğretmene ihtiyacı vardır. Birinci sınıfta öğretmeniyle birlikte yazmayı öğrenir. Ama gençliğinde artık kendisine ait bir tarz geliştirebilir. İşte yazarlık yolunda ilk adım takip edeceğimiz, örnek alacağımız, yol gösteren bir öğretmenin rehberliğinde yürümektir. Bunun kalem yürekli bir öğretmen olmasına dikkat edin. Kalem yürekli öğretmen; kalemin onurunu koruyan, kalem yolunda olanlara cesaret veren, yanlışlarına göz yummadan olumlu eleştirilerle onları motive eden geniş gönüllü bir yazardır. Kalemini adalet, doğruluk, liyakat esasları üzerine kullanan, yazar adaylarına ufuk açan, menfaat ve dalkavukluktan uzak kişiliktir. Buna dikkat edin çünkü olumsuz eleştiriler yapanlar daha yolun başında sizin yeteneğinizi yok edebilirler. Peki yazarlık bir yetenek midir yoksa çalışma sonucu gerçekleşen bir eylem midir? Bazı insanlar için yetenek bazı insanlar için çalışmaktır. Burada size Kahraman Umut masalımdan bir bölüm paylaşmak istiyorum. “Zil çalınca öğrenciler düzenli bir şekilde sınıflarına girmişler. Umut yazılıda heyecanlanmış. Bir müddet sonra dikkati dağılmış. Bildiklerinin hepsini unutmuş. Kâğıdı öğretmenine vererek, üzüntülü bir şekilde sınıftan çıkmış. Dağa doğru koşmaya başlamış. Yorulunca bir ağacın altına oturmuş. O sırada gözüne bir karınca takılmış. Sırtında ağır bir yükle yuvasına doğru gidiyormuş. Biraz ötede ise büyük bir engel, koca bir canavar gibi küçük karıncayı bekliyormuş. Umut çok merhametliymiş. Zayıflara yardım etmeyi severmiş. Bunun için ilk önce engeli kaldırmak istemiş. Ama sonra bu fikrinden vazgeçmiş. Karıncanın ne yapacağını merak etmiş. Yüküyle birlikte engele doğru yavaş yavaş ilerliyormuş karınca. Tam engele geldiğinde........
