menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Aşk ve İman Kıyâmı: “Vesîletü’n-necât”

15 0
16.08.2026

Merhûm Süleyman Çelebi’nin kalbinden dökülen ve asırlardır gök kubbemizde yankılanan o mübarek ses, sadece bir şiir değil; toprağa, ruhumuza ve kimliğimize ilmek ilmek işlenmiş bir muhabbet meşalesidir. Gelin, bu köklü mirası ve onun ruhumuzu kuşatan derin hikâyesini birlikte yâd edelim… Arapça “v-l-d” kökünden süzülüp gelen ve kelime anlamı itibarıyla “doğum zamanı ve doğum yeri” manalarına tahsis edilen mevlid; ıstılahi manada Âlemlerin Efendisi’nin (s.a.v.) kutlu doğumunu, mucizelerle örülü hayatını ve fani âlemden bekaya irtihal edişini konu alan abidevi eserleri ifade eder. Zira bizim medeniyetimiz, yalnızca soğuk kanunlar veya fıkhî kaideler kütüğünden ibaret değildir. Aksine kalbin, irfanın ve estetiğin aynı potada harmanlandığı muazzam bir muhabbet iklimidir. Tarih boyunca Resûl-i Kibriyâ Efendimizi anlatan pek çok edebi tür teşekkül etmiştir. Siyer kitapları O’nun mübarek ömrünü kronolojik ve tarihi bir disiplinle ele alırken, Na’t-ı Şerifler kalplerde tutuşan özlemi ve övgüyü dile getirmiştir. Mevlid ise bu iki ummanın tam kesiştiği yerde durur; hem tarihi hakikati hem de lirik bir coşkuyu bünyesinde barındıran müstesna bir türdür. Bu abidevi eserler, yüzyıllar boyunca halkın ruhundaki peygamber sevgisini taze tutan adeta “popüler birer siyer” vazifesi görmüştür. Süleyman Çelebi Hazretlerinin Vesîletü’n-necât adlı eserinin yazılış hikâyesi sanırım pek çoğumuzun malumudur. Bizlerin dualarla, salavatlarla “Mevlîd-i Şerif” olarak bildiğimiz bu eserin harcı Bursa’da karılmıştır. Rivayet olunur ki Süleyman Çelebi, Bursa Ulu Camiinin imamıdır. Günlerden bir gün batıni görüşlere sahip İranlı bir vaiz, kürsüden: “Biz peygamberler arasında hiçbir ayrım yapmayız” (Bakara, 2/285) âyetini okuyarak, bütün peygamberlerin faziletçe tamamen eşit olduklarını iddia eder. Bu söze kalbi razı gelmeyen Süleyman Çelebi Hazretleri hemen irfanla doğrular ve o ayetin “iman etme” hususundaki eşitliği vurguladığını, fazilet ve mertebe bakımından ise peygamberler arasında derece farkı bulunduğunu “Biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık” (Bakara, 2/253) âyetiyle dile getirir. Ardından kalbinde tutuşan o Peygamber sevgisini mısralara döker ve “kurtuluş vesilesi” anlamına gelen o eşsiz mesnevisini kaleme alır. İşte bu mukaddes eser, XIV. yüzyıldan beri Anadolu coğrafyası başta olmak üzere tüm Osmanlı hinterlandında; Batı Trakya, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Sancak ve Bosna gibi gönül coğrafyalarımızda dini kimliğimizin en sağlam sütunlarından biri olarak okunmaya devam etmektedir. Süleyman Çelebi’den sonra da yüzlerce mevlid yazılmıştır elbette; fakat hiçbiri Vesîletü’n-necât kadar maruf, meşhur ve yüreklere sirayet eden bir güce ulaşamamıştır. Sadettin Ökten hocamızın Mevlîd-i Şerif hakkında “Milli mutabakat metnidir” şeklindeki tespiti, işte bu yüzden son........

© İnsaniyet