İdrak Hanesi
Bazı evler vardır, dışarıdan bakıldığında sessizdir ama içinde yankılanan sesler çok derindir. Bu sesler, konuşulan değil, anlaşılan şeylerden gelir. Çünkü idrak, bir kelimenin anlamını bilmek değil, o anlamla birlikte yaşamak demektir. O yüzden her haneden farklı olarak, idrak hanesi yalnızca akılla değil, kalple de inşa edilir.
Bilmek, öğrenmek değildir her zaman. Ve öğrenmek de yetmez; kavramak gerekir. Fakat kavramak da çoğu kez yüzeyde kalır. İdrak, kavramanın içselleşmiş hâlidir. Duyulanın, düşünülenin, hissedilenin içimizde bir anlam olarak yer bulmasıdır.
İdrak, sadece zihinle çalışan bir mekanizma değil; aynı zamanda ahlâki bir mevcudiyettir. Çünkü neyi anladığımız, nasıl yaşadığımızı da belirler. Neyi anladığımız, neye cevap verdiğimizdir. İdrak eden insan, yalnızca sorular sormaz; cevaplara da omuz verir.
Bu nedenle, bir şeyi idrak etmek; o şeyin sorumluluğunu üstlenmektir. Bir hakikati kavradığında, artık o hakikatin seni de dönüştürmesi kaçınılmazdır. Ve idrak, insanı en çok da burada sınar: Sadece bilen mi olacaksın, yoksa o bilgiyi yüklenen mi?
İbn Arabî der ki: “Bilgi, ancak........
