Ağlayabilseydiniz Anlayabilirdiniz
Üniversite okuduğum yıllarda izlediğim 1988 yapımı Reis Bey filminin aklıma kazınan repliği “… Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz…” Film adaletin keskin kılıcını toplum menfaatine şiddetle kullanmaktan çekinmeyen bir ağır ceza hâkiminin idam hükmü verdiği davayı konu alıyor. Ancak gelin görün ki hüküm isabet etmiyor ve sonrasında gerçek katilin ortaya çıkmasıyla bir masumu idam ettiren hâkimin adalet uğruna düşmanı olduğu merhametin aslında bir zaaf olmaktan çok daha fazlası olduğunu fark etmesine vesile oluyor.
Filmde sanığın işlemiş olduğu birçok suç vardır ancak kendisi o kürsüde olmasının sebebi olarak itham edilen suçu işlemediğini ısrarla savunmaktadır. Hâkimde oluşan genel kanaat ise birçok suç işlemiş olan bu kişinin bu suçu da işleyebileceği şeklindedir ve maalesef bazı delillerde sanığın aleyhinedir.
Filmin bir sahnesinde sanığın hâkime “Etmeyin Reis Bey, siz ağlayamazsınız! Ağlayabilseydiniz, Anlayabilirdiniz!” demesi ile izleyicinin zihninde önemli bir sorgulama başlar. Şöyle ki sanık koskoca hâkime ağlamanın bir yetenek olduğunu ve bunun da ötesinde anlamanın ön koşulu olan bir yetenek olduğunu ifade etmektedir. Her ne kadar gözyaşı insanın acı çekme cesaretine sahip olduğunun bir kanıtı olmakla birlikte hissetmeyi sürdürebilme ve hissettiğini inkâr etmeden var edebilme yeteneği olsa da toplumumuzda ağlama ile ilgili kabul gören genel kanaat onun bir zayıflık göstergesi olmasıdır. Ve bu yeteneğin anlama ile nasıl bir ilişkisi olabilir ki zira anlamak zihnin........
