menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Erkek ve Kadında Takva Yoksa Maddiyat Onları Yoldan Çıkarıyor”

11 0
29.08.2026

Sıla-i rahim kapsamında gerçekleştirdiğimiz bir ziyarette; babam ve ilk hocam Cemil Gül Hoca Efendi ile yaptığımız sohbetlerin bir kısmını kayda aldık. Kendisine bazı kelimeler sorarak zihninde neler çağrıştırdığını öğrenmeye çalıştık. Kendisine sıhhat ve afiyet, hayırlı ömürler ile bereketli çalışmalar dileyerek sözü kendisine bırakıyorum.

Muhterem efendim, tabiat ve kâinat size neyi hatırlatıyor? 

Euzubillahi mineşşeytânirrecîm. Bismillâhirrahmanirrahim. 

Bizleri yoktan var eden Yüce Rabbimize hamd eder, Efendimiz Aleyhisselam’a da salat ve selam ederek sözlerimize başlayalım.

Gördüğümüz ve görmediğimiz her eser, onu yapan sanatkârı hatırlatır. Bir sanat eseri, o sanatkârı, onun yaptığını simgeler.

Evet, şimdi bu kâinatı zerreden kürreye, habbeden kubbeye, çakıl taşından dağlara kadar, fezalara kadar, galaksilere kadar, en küçük yaratıktan en büyük mahlûkata kadar her şeyi, envaiçeşit renkler, envaiçeşit ürünler, envaiçeşit tohumlarla yaratan, donatan, renk renk yaratan, Allah var. Bu kâinatı düzene sokan ve bütün mahlukatın ihtiyacını karşılayacak bir mutfak-ı rahmaniye var. Bir rahmet mutfağı hükmünde olup herkesi doyuran, herkese rızık kapısı, tablosu, sofrası olan bu kâinat, sayısız nimetler deposudur.

Bu durum, Allah’ın varlığını, birliğini düşünen, iman eden insanlar için en büyük delildir, en büyük delildir. Kâinat, doğadaki yaratıklar, çiçekler, sular, dağlar, bağlar, ovalar vesaire. Bunlar hep Allah’a çağırıyor. Bizi Allah yarattı. Biz Allah’ın kuluyuz. Allah’ın masnûuyuz. Bizi yaratan tek bir sahip var, O da Allah’tır. Kâinat, Allah’ın varlığını, birliğini her bir zerresiyle ispatlayan evrensel, büyük çok büyük bir belgedir, belgeseldir.

Ağaçlar, çiçekler de Cenabı Allah’ın. Ağaçlar insanın hayatıyla paraleldir. İnsan hayatı ağaca benzer. Bir ağaç, dalıyla, yaprağıyla, meyvesiyle, ürünüyle bulunduğu yerde insanlığa, mahlûkata karıncadan dinozora, sinekten ineğe, insandan meleğe, herkese nimetlerini yayarak kimseye “dur beni alma” demeyen Allah’ın bir rahmet kapısıdır. 

Ağaçlar insanın ömrüne benzer. İnsan da ömrünü bu güzel meyvelerle donatırsa o ömür ağacı çok bereketli, çok hayırlı olur. İnsanı mutlu eder. Bir ağaç düşün ki hiç meyvesi olmuyor, hiçbir meyvesi olmuyor. Ne ola, bu ağaç ne yapsa… Yaprağı yok, gölgesi yok. Sadece bir gölgesi olur, yaprağı olsa da. Onun için Müslümanın hayatı iyi, verimli, güzel bir ağaca benzer. Onda meyve olur, ürünü olur, gölgesi olur. Bütün haşeratlar, mahlûkatlar, en azından yolcular, kervanlar onun altında gölgelenir. 

Eskiden yolcular hep ağaçlar altında gölgelenirler, istirahat ederler, yemeklerini orada yaparlar. Allah’ın rahmet çadırı bu ağaçlar… Ne kadar mübarekler… Onun için Rabbim bizi nimetlere karşı şükreden kullarından eylesin. İşte böyle, daha ne diyeyim işte… Çiçekler de bu ağaçların, küçük minik ağaçların sembolleri, sadece daha narin… İnsanları direkt motive eden, kokusuyla, renkleriyle, o desenleriyle kalbimize etki eden… Allah’a çok şükür… 

Gül soyadını bunun için mi seçtiniz? Niçin Gül?

Vallahi ben çok memnunum. Çok önemli değil ama, bizim ta dedelerimizden bir aile, Gül ailesi varmış. Güloğulları diye oradan gelmiş ve babamgil oradan almışlar bu soyadı. Daha öncesi de Kibargiller derlermiş bize. Kibaroğullarından Güloğullarına, derken gül olmuşuz.

Geçen de bir arkadaşın soyadının kavgacı olduğunu duydum. Böyle soyadı mı olur ya? Kavgacı… 

Peki efendim, yağmur sizlere ne çağrıştırır?

Arşla ferşin arasındaki en nâmütenahi nimet. Canlı, ruh taşıyan bütün insanatın, mahlukatın, nebatatın, özellikle haşerat, masum hayvanların gıdasıdır.

Hayatta oksijenden sonra en hayati şey yağmurdur. Rahmettir o. Yağmuru Allah gönderir. Dağlarda, ovalarda, çukurlarda göl yapar. Ondan sonra ırmaklarla bunu o yörenin insanlarının yaşadığı bölgelere sevk eder. Oralarda insanlar, dağlar, hayvanlar, haşeratlar yararlanır, nasiplenir… Aman Allah’ım ne muhteşem bir şey! 

Allah’ın arşından gelen o rahmet suyu, hayat gıdası yeryüzünde yayılır, sonra insan başını kaldırır, Allah’a teşekkür eder, hamd eder, hamd ederler. Evet, insan bu nimetten en çok istifade eden varlık. Abdest alıyor, yiyor, içiyor. Her dakikada yüzünü, elini yıkıyor. Banyosunu yapıyor. Aman Allah’ım… Çamaşırlarını yıkıyor. En çok suyu kullanan, tüketen insanoğlu. Öyleyse biz de bu arştan gelen, Rahman’dan gelen bu rahmet nimetine karşı acaba nasıl, ne kadar şükretmeliyiz? Allah bizi şükreden kullarından eylesin.

Aile deyince akla gelen…

Aile, devletleri oluşturan, cemaatleri, toplumları oluşturan en küçük birimdir. Bu, bir anne babayla başlar. Ondan sonra bu anne babadan Allah’ın emriyle, Allah’ın dilemesiyle çocuklar olur. Çocuklardan çocuklar olur ve böyle silsile yoluyla bu aile birden bine çıkar, on binlere, milyonlara çıkar. Bizim aslımız, kökenimiz Hazreti Âdem ile Hazreti Havva anamızdır. Dünya üzerinde ilk aile bunlardı. Mutlu bir aileydi. Ama çocukları insanlık gereği, fıtrat gereği, insandaki hırs, çekememe ve kıskançlık nedeniyle anlaşamadılar. Çocuklar birbirlerine hasım oldular.  Bunda da Allah’ın bir hikmeti var. Dünyaya bir mesaj olmak üzere Kabil Habil’i öldürdü ve en kötü örnek, en kötü model oldu. Ama buna rağmen bu ailenin başkanı, peygamber oldu ümmete… Aile reisi olmak, baba olmak, anne olmak en büyük şereftir. En büyük şereftir… Peygamber Efendimiz aileyi çok övmüş, aile haklarına çok önem vermiş, ailede herkesin birbirine karşı saygılı olmalarını tavsiye etmiş. Aile devletlerin ve cemaatlerin temelidir. Gençlerimizi evlenmeye teşvik etmeliyiz, evlilikleri kolaylaştırmalı ve birbirimize karşı tahammüllü olmalıyız.

Ailede kadının ve erkeğin görevi nelerdir? 

Kadının görevi, şu andaki uygulamalar, senelerden, asırlardan beri kadın genelde ev işlerine bakıyor. Sanki bir anlaşma var, yani resmi olmayan bir anlaşma var. Fatma gelin evde çocuklara bakıyor, onlara temel eğitimlerini veriyor, salatasını, çorbasını, yemeğini yapıyor, temizliğini yapıyor. Beyefendi de çalışmaya gidiyor, yedi sekiz saat dairede çalışıyor, hizmet veriyor. Baba dışarıda, anne evde, çocukların ihtiyaçlarıyla ilgileniyor. Ne büyük bir şeref, ne büyük bir insanlık. Anne olmak da baba olmak da en büyük şeref… Allah’ın emridir bu, Allah’ın koyduğu bir kanundur. 

Çocuk öncelikle anaya emanet ediliyor, babaya değil. Onun için, cennet anaların ayağı altındadır. Allah haklı, adaletli… Bu ananın çektiği eziyeti, ananın çektiği sıkıntıyı, baba çekmiyor. Baba çekse de dışarı çıkınca, hava alıyor, stres atıyor ama anne aynı odada, aynı evde, aynı yerde olduğu için ananın işi çok zor. Onun için anaya daima sahip çıkmalı, anaya destek olmalı, anaya dua etmeliyiz. Analık şerefi, en güzel şereflerden birisidir. Babalık kötü değildir ama annenin yeri ayrıdır. Hadisten de anlaşılıyor ki annenin hakkı ödenmez, ancak cennette ödenir. Rabbim bizleri de onları da cennetine koysun, hepimiz rahat edelim…

Günümüzde boşanmalar arttı, niçin? Bu konuda neler yapmak lazım? 

Vallahi bu çağımızın fitnelerinden biridir. Bunun ilk sebebi yasaların kadına verdiği fazla haktan kaynaklanıyor, bu da kadınları biraz şımarttı. İkincisi de maddi imkânların........

© İnsaniyet