menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hümâ’nın Gölgesinde Semerkand: İmâm Buhârî’yi Yeniden Düşünmek

324 0
20.05.2026

Mâverâünnehir bölgesinin önemli şehirlerinden biri olan Semerkant, Türk-İslâm medeniyetinin hafızasında yalnızca bir şehir değil, aynı zamanda onu, bazen mavi kubbelerin göğe açıldığı bir ilim kapısı, bazen rasathanelerde kâinatı okuyan bir hikmet merkezi, bazen de medreselerinde insan yetiştiren büyük bir irfan mektebidir. Bu sebeple Semerkant denildiğinde insanın zihninde sadece tarihî yapılar değil; ilim, hikmet, irfan, marifet, mâneviyat, sanat ve estetik gibi hususlar birlikte canlanmaktadır. Belki de bundan dolayı klasik kültür dünyası, bu şehri çoğu zaman sıradan bir şehir gibi değil, sembolik olarak öte alemlere ve göğe yakın bir medeniyet tasavvuru olarak görmüştür. İşte tam burada Hümâ kuşunun sembolik dünyası Semerkant’ın ruhuyla birleşir.

Hümâ kuşu, eski Türk ve İran kültüründe mutluluğun, kutun ve yüksek talihin sembolü kabul edilmiştir. Yere hiç konmadığına inanılan bu efsanevî kuş, semalarda dolaşır; gölgesi kimin üzerine düşerse ona devlet, hikmet ve baht getirdiğine inanılır. Fakat Hümâ’nın asıl anlamı yalnız dünyevî talih değildir. O aynı zamanda insanın sıradanlıktan kurtulup yüksek bir hakikate yönelmesini temsil eder. Bu yüzden divan şiirinde Hümâ bazen devlet kuşu, bazen hikmetin sembolü, bazen de ulaşılması güç mânevî mertebelerin metaforu olarak kullanılmıştır. Çünkü Hümâ, erişilmesi zor bir mânevî yüksekliğin de sembolü olarak da kabul edilir. Bu yönüyle bakıldığında Semerkant ile Hümâ arasındaki ilişki tarihî olmaktan çok medeniyet tasavvuruna dayanan estetik bir ilişkidir. Semerkant’ın göğe yükselen turkuaz kubbeleri, rasathaneleri ve ilim halkaları, adeta Hümâ’nın gölgesinin düştüğü bir şehir hissi uyandırır. Çünkü şehir, yalnız zenginlik veya siyasî ihtişamla değil; ilimle de yükselmiştir. İpek Yolu’nun merkezinde bulunan bu kadim şehir, asırlar boyunca doğu ile batıyı birbirine bağlayan büyük bir kültür havzası hüviyeti arz eder. Çin’den gelen ipekler, Hint coğrafyasından gelen baharatlar, İran’dan taşınan sanat anlayışı ve Horasan’dan yükselen ilim halkaları burada buluşmuştur. Fakat Semerkant’ı asıl büyük yapan şey ticaret değil; bilgiyi medeniyete dönüştürebilmiş olmasıdır. Tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, tasavvuf, dil, matematik ve astronomi gibi alanlarında yetişen büyük âlimler, şehrin ilmî karakterini şekillendirmiştir. Özellikle İmam Mâtürîdî gibi isimler, akıl ile nakli mezceden düşünce anlayışıyla Semerkant’ı yalnız bir eğitim merkezi değil, aynı zamanda bir tefekkür merkezi hâline getirdi. Burada ilim sadece ezberlenen bilgi değil; insanı olgunlaştıran bir hikmet olarak görülüyordu. Belki de bu yüzden Semerkant’ın ilmî atmosferi, klasik düşüncede maneviyata, semaya yükselen bir irfan iklimi gibi tasvir edilmiştir.

Bir dostumun hatırlatmasıyla Semerkant’ı Emîn Me’lûf’un (Amin Maalouf) aynı isimli meşhur romanından da öğreniyoruz. Yazar, Hayyam’ın çok berrak diliyle bu beldenin bir dünya cenneti olduğunu en güzel şekilde tasvir etmeye çalışıyordu. Ona göre rubailerin minyatürlerini resmeden nakkaş, büyük ihtimalle Semerkant’ın bağ ve bahçelerini hayal ederek sanatını icra etmişti. Ne diyordu Hayyam: “Bu kentten asla nefret etmeyeceğim, bu serin gece son gecem olsa bile.” Rubailer ve Hayyam’ın hayatı birlikte düşünüldüğünde, Semerkant onun zihninde ilim, düşünce özgürlüğü ve medeniyet merkezi olarak görülmektedir.

Ziyaret vesilesiyle Semerkant’a gelen insan, sıradan bir şehre değil; zamanın içinden süzülerek bugüne ulaşmış büyük bir medeniyet hafızasına yaklaştığını hisseder. Verimli ve bereketli toprakların geniş sessizliği içerisinden birdenbire yükselen turkuaz kubbeler, sanki yalnız taş ve çiniden yapılmış mimarî eserler değil; göğe doğru yükselen bir düşüncenin, bir hikmet arayışının şekle dönüşmüş hâlidir. Gün doğumunda Registan Meydanı’nın üzerine düşen ışık, asırlar boyunca burada dolaşan âlimlerin, dervişlerin ve talebelerin ayak seslerini yeniden duyulur hâle getirir gibidir. Bu şehirde insan bazen tarihin değil, zamanın kendisinin yavaşladığını düşünür. Çünkü Semerkant’ta taş bile konuşur. Çinilerde yalnız estetik değil; matematik, geometri ve sonsuzluk fikri vardır. Kubbelere bakarken insanın zihninde sadece mimarî ihtişam değil, semaya yönelen bir medeniyet tasavvuru belirir. Belki de bu yüzden klasik şairler ve sûfîler, Semerkant’ı sıradan bir şehir olarak görmemiştir. Onlar için Semerkant, göğe yakın bir hikmet merkeziydi. İşte tam burada Hümâ kuşunun sembolik dünyası bu şehirle birleşir.

Böyle bir atmosfer içerisinde yetişen büyük isimlerden biri de çok yönlü âlim ve düşünür olan Muhammed b. İsmail el-Buhârî’dir (ö. 256/870). Her ne kadar Buhârî’nin doğrudan Buhara ile özdeşleşen ilmî şahsiyeti öne çıksa da onun temsil ettiği hadis medeniyeti Semerkant ve Mâverâünnehir havzasının ortak ilmî iklimi içerisinde şekillenmiştir. Buhârî’nin hadis toplamak için gerçekleştirdiği uzun yolculuklar düşünüldüğünde, onun aslında İslâm medeniyetinin hafızasını korumaya çalışan büyük bir ilim adamı olduğu daha iyi anlaşılır. O, yalnız rivayet nakleden bir muhaddis değildi; bilgiyi güvenilirlik ilkesiyle koruyan bir medeniyet, usûl ve sistem anlayışının temsilcisiydi.

Bugün modern dünyada bilgi hızla çoğalırken hakikat duygusunun zayıflaması, Buhârî’nin metodolojisini yeniden düşünmeyi daha anlamlı hâle getiriyor. Çünkü onun ilmî tavrı, bilginin sadece aktarılması değil; doğrulanması gerektiğini de öğretiyordu. Bu yüzden 11-13 Mayıs tarihleri arasında Semerkant’ta “Buhârî’yi Yeniden Düşünmek” sempozyumu gerçekleştirildi.

Sempozyum mekân olarak Özbekistan’ın tarihî ilim merkezlerinden Semerkant’ta yapıldı. Ev sahipliğini İmam Buhârî Uluslararası İlmî Araştırmalar Merkezi yaptı. Hadis Tarihi Derneği ve TİKA iş birliğiyle düzenlenen “Uluslararası Akademik Hadis Tarihi Toplantıları-I: Buhârî’yi Yeniden Düşünmek” başlıklı sempozyum, 11-13 Mayıs 2026 tarihleri arasında geniş katılımla icra edildi.

Türkiye ve Özbekistan başta olmak üzere farklı ülkelerden akademisyenlerin katıldığı sempozyumda, İmam Buhârî’nin ilmî mirası çok yönlü biçimde ele alındı. Program kapsamında Buhârî’nin........

© İnsaniyet