Fetih Ruhundan Gönül Fetihlerine
Fetih, anlam dünyasında pek çok barındıran; insanın gönlünde ümit, huzur ve güzellik gibi olumlu duyguları uyandıran derin bir kavramdır. Yaşanılan tecrübeler göstermiştir ki, fethin bir yönüyle maddeye, diğer yönüyle mânâya bakan iki önemli anlam boyutu olduğu görülür: Biri ülkelerin fethi, diğeri ise gönüllerin fethi. Bu sebeple birçok insan, böylesine derin ve soyut kavramları tam olarak anlayıp kavrayamaz. Oysa fetih; kapalı ve kilitli gönüllerin hak ve hakikate açılmasıyla birlikte güzelliğe, hayra, rahmete ve ilâhî ihsanlara yönelmesi demektir.
Fetih kavramına biraz daha yakından bakıldığında, onun aynı zamanda Kur’ân-ı Kerîm’de bir sûrenin adı olduğu görülür. Tâbiûndan Zeyd b. Eslem’in babasından naklettiğine göre Rasûlullah (s.a.), Hudeybiye seferine çıktığında Hz. Ömer de onunla birlikteydi. Yolculuk sırasında Hz. Ömer, herhangi bir mesele hakkında Peygamber Efendimiz’e (s.a.) bir soru sordu. Ancak Allah Rasûlü cevap vermedi. Hz. Ömer ikinci kez sordu; yine cevap alamadı. Üçüncü kez tekrar sorduğunda da cevap verilmeyince kendi kendine şöyle söylendi:
“Anası yok olası ya Ömer! Rasûlullah’a tam üç kez soru sordun; hiçbirine cevap vermedi.”
Daha sonra Hz. Ömer yaşananları şöyle anlatmaktadır:
“Bunun üzerine devemi sürerek insanların önüne geçtim. Bu olay hakkında beni azarlayan bir âyetin inmesinden korkuyordum. Çok geçmeden bana seslenen bir ses duydum. ‘Demek korktuğum başıma geldi’ diyerek hemen Rasûlullah’ın yanına vardım. Selâm verdim. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.):
‘Bu gece bana öyle bir sûre indirildi ki, o sûre benim için üzerine güneşin doğduğu her şeyden daha değerlidir.’ buyurdu ve ardından Fetih sûresini okudu.” (Muvatta’, Kur’ân, 4; Buhârî, Tefsîr, 48/1) Sûre, adını süre içindeki 1, 18 ve 27. âyetlerde geçen “fetih” kelimesinden almıştır. Sûre de başlıca,hicretin altıncı yılında Hz.Peygamber (s.a) ile Mekke’li müşrikler arasında gerçekleşen Hudeybiye antlaşması, cihad, savaştan geri kalan münafıklar ve Mekke’nin fethedileceği müjdesi konu edilmektedir. Bu sûrenin nazil olması, Hz. Peygamber’e (s.a) ayrı bir sevinç ve huzur vermişti. Çünkü Allah Rasûlü (s.a.), Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra, hicretin altıncı yılında Medine’de bir rüya görmüştü. Rüyasında Müslümanların umre için Mekke’ye girdiklerini görüyordu. Bu, bir yönüyle Mekke’nin fethinin müjdesiydi. Nitekim Allah Teâlâ, Fetih sûresinin 27. âyetinde bu rüyanın gerçekleşeceğini haber vermekteydi:
“And olsun ki Allah, Peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik etti. Allah dilerse siz güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Harâm’a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. Bundan başka size yakın bir fetih daha verecektir.”
Nitekim bir yıl sonra Müslümanlar umre için Mekke’ye gitmiş, ondan yaklaşık bir yıl sonra da Mekke fethedilmiştir. Mekke’nin fethi, yalnızca bir şehrin kapılarının açılması değildi; aynı zamanda yeni fetihlerin, yeni gönül coğrafyalarının ve insanlığın hidayet ufuklarının açılması demekti. Bu fetih; zulmün, haksızlığın ve karanlığın ortadan kaldırılarak sevginin, huzurun, merhametin, adaletin ve şefkatin hâkim olması anlamına........
