Ne işe yarar?
Bir soru vardır ki sorulduğu anda cevabın kapısını kapatır. Sesi masumdur, kılığı mütevazıdır, hatta makul görünür:
Bu soruyu soran adam kendini ihtiyatlı sanır. Oysa çarşıdan gelmiştir. Elinde terazi, gözünde hesap. Karşısına çıkan her şeyi kefeye koyar, ağır basmazsa bırakır gider. Farkında değildir ki o teraziye sığmayan şeyler dünyayı değiştirmiş olan şeylerdir.
Bakınız, hikâye şöyle başlıyor.
1888’de Karlsruhe’de bir fizikçi, iki metal küre arasında sıçrayan kıvılcımlarla Maxwell’in yirmi küsur yıl önce kâğıt üstünde yazdığı denklemleri doğruladı. Havada, gözün görmediği dalgalar vardı. Talebeleri sordular: “Hocam, bunun faydası ne?” Heinrich Hertz’in cevabı meşhurdur: “Sanırım hiçbir faydası yok.”
Yirmi dört yıl sonra, 14 Nisan 1912 gecesi, Atlantik’in ortasında batmakta olan bir geminin telsiz odasından o “faydasız” dalgalar havalandı. Carpathia duydu. Yedi yüz küsur insan hiçbir işe yaramayan bir kıvılcım sayesinde sabahı gördü.
Şimdi söyleyin: Hertz’in laboratuvarına girip “Hocam, bununla ne yapacaksınız?” diye soran adam mı akıllıydı, yoksa cevabı olmadığı hâlde çalışmaya devam eden adam mı?
Aristoteles, Metafizik’in daha ilk cümlesinde insanı bilmek isteyen bir varlık diye tarif eder. Sonra tuhaf bir tespitte bulunur: Matematik ilkin Mısır’da teşekkül etmiştir çünkü orada rahipler sınıfına boş vakit tanınmıştı.
Boş vakit. Yunancası: scholē. Bugün mektep, okul, school dediğimiz kelimenin atası.
Yani okul, kelimenin kökeninde, işsizlik demektir. İşi olanın ilmi olmaz; ilmi olanın da hemen işi olmaz. Bir milletin ilim tarihi o millete ne kadar boş vakit tanıdığının........
