Gölgenin serinliği
Aslanı seyredenler onun cesaretine hayran olurlar. Kimse çakalı seyretmez. Oysa aslan yalnız avlanır, çakal ise sürüyle gelir; aslan doyduktan sonra.
Ve leşin başında en yüksek sesle böğüren, hiçbir zaman avı deviren değildir.
Sorulması gereken soru şu: biz güçlü olmak mı istiyoruz, yoksa güçlünün yanında durmak mı?
İkisi bir sanılıyor. Değil. Aralarında bir hayat kadar mesafe var.
Güçlü olmak bir bedel ister. Yalnız kalmayı, karşına çıkanı göğüslemeyi, kaybetmeyi göze almayı ister. Gücün yanında durmaksa hiçbir şey istemez. Sadece bir yer seçmek yeter. Doğru omuzun arkasına geçersin, gölgesine oturursun, serinlersin. Kimse sana vurmaz, çünkü arkasında durduğun adama vurmaya cesaret edemez.
İnsanların çoğu güce değil, gücün gölgesine hayrandır. Gölge bedava.
Bunu en iyi mahallede görürsünüz. Kabadayının çevresinde dönenlerin hiçbiri kavga etmez. Kavgayı seyrederler, sonra anlatırlar. Anlatırken de “biz” derler. “Biz onu bir güzel…” Halbuki o “biz”in içinde tek bir yumruğu yoktur. Yumruk atmamış, ama zaferi paylaşmıştır. Bedelsiz zafer, insanoğlunun en sevdiği maldır.
Mahalle büyür, kabadayı değişir, oyun aynı kalır. Şirkette müdürün gülüşünü tekrarlayanlar vardır. Cemaatte hocanın öfkesini onun adına taşıyanlar. Ekranda, kimin kazandığı belli olduktan sonra hüküm verenler. Aynı adam, aynı refleks. Hepsinin ortak sanatı şudur: rüzgârı önceden okumak ve tam zamanında dönmek.
Şimdi asıl mesele burada.
Gücün yanında duran adam, gücünden pay alamayacağını aslında bilir. Kimse ona bir şey vermeyecektir; verse de kırıntı verecektir. Yine de durur. Çünkü aldığı şey pay değil, korunmadır. Ve korunma duygusu, insanın bütün ahlakını satın alabilecek kadar tatlıdır.
Bir de o payı gerçekten........
