menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir şey kıpırdıyordu

18 0
17.05.2026

Giovanni Papini’nin “Gog” diye bir kitabı vardır. Türkçeye Fikret Adil çevirmişti, eski bir baskı. Bulan bulur, bulamayan kaybeder, fark etmez.

Kitap kendi başına bir hikâye değil, anılar; ama kimin anıları olduğu önemli. Devletleri satın alacak kadar zengin bir adamın akıl hastanesinden yazdığı anılar. İnsanın aklı önce paraya gidiyor, sonra hastaneye. İkisi yan yana geldiğinde başka bir şey çıkıyor ortaya. Belki de bilgelik dediğimiz şey tam orada başlıyor ya da bittiği yerde.

Bu zengin deli her şeyi merak ediyor. Çağının tüm akımlarını, kuramlarını, dâhilerini. Para döküyor, randevu alıyor, gidip kendi ağızlarından dinliyor. Bilgi satın alıyor başka bir deyişle. Bilgi satın alınır mı, ayrı mesele. Ama o satın aldığını sanıyor ki belki de tek farkı bu sıradan insanlardan; sandığını biliyor.

Bir gün Einstein’a gidiyor. Görecelik kuramı kafasını kurcalıyor. Anlamak istiyor. Einstein gibi bir adamın karşısında oturuyor, gözleri parıldıyor herhalde, “Anlat” diyor, “üç beş sözcükle, yeter ki anlayayım.” Einstein düşünüyor. Karmaşık bir şey nasıl basitleştirilir? Basitleştirilebilir mi gerçekten, yoksa basitleştirdiğin şey artık o şey olmaktan çıkar mı? Sonra söylüyor:

“Bir şey kıpırdıyordu.”Bu kadar.

Zengin deli şaşırıyor. Hatta biraz da kazıklanmış hissediyor. “Bula bula bunu mu buldunuz?” diyor. “Binlerce yıllık insan düşüncesinin vardığı yer bu mu?” Einstein omuz silkiyor........

© Haberton