Kur'an'da Renklerin Sırları ve İlahi Fırçanın Ruhumuza Dokunuşu
Hayırlı cumalar diyerek geçmek beni mutlu etmediği için size bir yazıyla hayırlı cumalar demek isterimBu Cuma sizinle, hepimizin ruhunu dinlendirecek, kalbimizi hayret ve tefekkürle dolduracak bir yolculuğa çıkmak istiyorum.
Bugün, her an gözümüzün önünde duran ama çoğunlukla sıradan birer fiziksel gerçeklik deyip geçtiğimiz bir mucizeden, renklerden konuşacağız. Ama öyle laboratuvar ışıkları altında, dalga boylarından bahsederek değil; Rabbimizin o muazzam kelâmı olan Kur'an-ı Kerim’in sahifelerinde renklerin nasıl canlandığını, nasıl güldüğünü, ağladığını, hatta nasıl ahlaki birer pusulaya dönüştüğünü konuşacağız.
Yazımıza başlamadan önce, ruhumu bu tefekkür deryasına daldıran, kelimelerin kuru kabuğunu kırıp altındaki o göstergebilimsel estetiği gösteren çok kıymetli akademik bir çalışmaya, değerli Prof. Dr. Soner Gündüzöz Bey’in renk semantiği, Sibeveyhî dil kuramı ve Arap sözlükbilimi üzerine yazdığı makaleye işaret etmem boynumun borcudur. Bu yazıya ilham kaynağı olduğu için Soner Beyefendiye çok teşekkür ederim.
Soner Hocamızın akademik makalesini okumak isteyenler için bağlantı
“Kur'an'da Renklerin Büyülü Gücü -Semiotik Bir İnceleme”, EKEV Akademi Dergisi Yıl: 7 Sayı: 16 Yaz 20, s. 71-84https://isamveri.org/pdfdrg/D01777/2003_16/2003_16_GUNDUZOZS.pdf
Ayrıca Prof. Dr. Sadık Kılıç hocamızın çalışması da okunmaya değer bir çalışmadır. Kuran Sembolizmi (Renklerin ve Şekillerin Dünyası), Kılıç Kitabevi, Ankara, 1991, )
Kelimelerin Ötesinde Bir Dil: Göstergebilim ve İlahi Sanat
Sevgili dostlar!hiç düşündünüz mü? Dil dediğimiz şey sadece ağzımızdan çıkan harflerden mi ibarettir?
Göstergebilim (semiyotik) çalışan dostlar bize der ki: “Hayır, insanın anlam ürettiği her şey bir dildir.”
Resmin çizgileri, müziğin tınıları ve en çok da renkler, aslında kelimesiz konuşan muazzam birer gösterge sistemidir. Kur’an-ı Kerim de bu sessiz ama sarsıcı dili o kadar muhteşem kullanır ki, bir ayeti okurken zihninizde aniden koca bir tablo canlanır.
Kur'an’da renkler öyle rastgele serpiştirilmiş süslemeler değildir. Rabbimiz kâinatta zeytinden, incirden, denizden bahseder ama onların rengini bize doğrudan söylemez. Ancak öyle yerler gelir ki, renk aniden sahneye çıkar ve ilahi mesajın kalbi oluverir. İşte bu seçici göstergebilim, renklerin Kur'an'da ahlaki ve tevhidi birer inşa aracı olduğunu gösterir.
Kur'an renkleri iki büyük kutba ayırır:
Yeşil ve beyaz ebedi esenliği, Cennet huzurunu ve müjdeleri taşırken; siyah, sarı ve mavi (istisnalar hariç) uyarının, fâniliğin, azabın ve dehşetin renkleridir.
Gelin, hep birlikte bu renklerin her birinin ardındaki o esrarlı manalara birlikte kapı aralayalım.
1. Beyaz: Aydınlığın, Saf Sevginin ve Ulvi Hüznün Rengi - الْأَبْيَضُ / بَيْضَاءُ
Arap çölünün o yakıcı boz sıcağında beyaz, sadece bir renk değildir; hayatın, suyun, sütün ve temizliğin ta kendisidir. Arapçada hayatın can damarı olan ekmekle suya birlikte "iki beyaz" anlamına gelen الْأَبْيَضَانِ (el-Ebyadân) denmesi boşuna değildir.
Kur'an-ı Kerim'de beyaz, ahiret kurtuluşunun ve müminlerin iç huzurunun en güzel resmidir. Al-i İmran Suresi 106 ve 107. ayetlerinde Rabbimiz kıyamet gününü tasvir ederken şöyle buyurur:
يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ ۚ فَأَمَّا الَّذِينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَكَفَرْتُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ * وَأَمَّا الَّذِينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفِي رَحْمَةِ اللَّهِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
"O gün bazı yüzler ağarır (beyazlaşır), bazı yüzler ise kararır (siyahlaşır). Yüzleri kararanlara, 'İmanınızdan sonra inkâr mı ettiniz? Öyleyse inkâr etmenizden dolayı azabı tadın!' denilir. Yüzleri ağaranlar (beyazlaşanlar) ise Allah’ın rahmetindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır."
Oradaki beyazlık sıradan bir ten rengi değildir; hesaptan yüzünün akıyla çıkmanın, ilahi rızaya kavuşmanın getirdiği o muazzam ruhsal aydınlığın, nurun dışa vurumudur.
Ama beyazın mümini en çok sarsan, kalbini en çok titreten yeri neresidir bilir misiniz? Yusuf Suresi'nde, Hz. Yakub'un sevgili oğlu Yusuf'un hasretiyle döktüğü gözyaşlarını anlatan o meşhur sahnedir. Ayet-i kerimede şöyle buyrulur:
وَتَوَلَّىٰ عَنْهُمْ وَقَالَ يَا أَسَفَىٰ عَلَىٰ يُسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظِيمٌ (Yusuf, 12/84)
"Onlardan yüz çevirdi de, 'Ah Yusuf'um ah!' diye inledi. Ve hüzünden (üzüntüden) gözleri ağardı (beyazlaştı). Artık o, acısını içine gömen bir kederliydi."
Dünyevi gözle bakınca bu bir körleşmedir. Ama göstergebilimsel olarak bu beyazlık, sıradan bir görme kaybı değildir. Soner Hocamızın da işaret ettiği gibi, bu "ulvi bir hüzündür". İnancın, saf sevginin, isyan etmeden sabırla beklenen o kutsal özlemin göze inen ak perdesidir. Rabbimiz bir babanın kırılmayan, tertemiz kalbini ve Yusuf'a olan asil sevgisini bize beyazın o saf diliyle anlatmaktadır.
Oruç vaktinin başladığı o........
