menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Yüz Arama, Yüzünü Toprağa Koy

14 0
10.07.2026

SAHTE YÜZDEN TOPRAĞA – II

Bir Yüz Arama, Yüzünü Toprağa Koy

İbadetin Merkezinde Suret Yoktur

Bir caminin kapısından içeri insanlar girer.

Kimi işinden çıkmıştır, kimi dükkânını kapatıp gelmiştir. Kimi bastonuna dayanır, kimi çocuğunun elinden tutar.

İçeride vitrayların anlattığı bir yüz yoktur. Yaldızlı çerçeveler içinde bakışını insana diken kutsal bir suret yoktur. Mihrabın ortasında bir peygamber portresi, kubbenin altında Allah'ı temsil eden bir resim yoktur.

Saflar yavaş yavaş dolar.

Başlar, bir yüz aramak için yukarı kalkmaz.

Gözler bir surete kilitlenmez.

Ve insan, birazdan kendi yüzünü yere koymak için bekler.

Burada mesele mekânın sade ya da ihtişamlı olması değildir. Bir cami de mermerle, hatla, kubbeyle, ışıkla ve büyük bir sanat emeğiyle kurulabilir. Mesele süsün varlığı veya yokluğu değildir. Mesele, ibadetin merkezine seyredilecek kutsal bir suretin yerleşip yerleşmediğidir.

İşte İslam'ın görsel hafızaya verdiği en sade cevap burada başlar.

İnsan Görmediğine Bir Yüz Verir

Hz. İsa'nın gerçek yüzü bugünün insanlığına ulaşmadı.

Ama insanlık ona bir yüz verdi.

Bu yüz, sadece sanatın konusu olarak kalmadı; yüzyıllar boyunca hafızaya, duyguya, ibadet atmosferine, teselliye ve kutsal algısına karıştı.

İnsan, görmediği bir peygamberi, kendisine öğretilmiş bir suretle tanır hâle geldi.

Fakat burada mesele yalnızca Hristiyanlık değildir.

Mesele insanın ortak zaafıdır.

İnsan görünmeyeni görünür kılmak ister. Sonsuzu sınırlamak ister. Aşkı bir nesneye, korkuyu bir simgeye, bağlılığı bir şekle, imanı bir görüntüye yaslamak ister.

Ama Allah'a iman, insanın ürettiği görüntülere sığmaz.

Mesele Niyet Değil, Suretin Gücüdür

Burada tartışılan şey, inanan kişinin niyetini sorgulamak değildir.

Bir Hristiyan'ın ikonaya ya da kutsal tasvire hangi niyetle baktığını mahkûm etmek haksızlık olur. Çoğu zaman orada samimiyet vardır, dua vardır, teselli arayışı vardır, acıya tutunma vardır, Allah'a yaklaşma arzusu vardır.

Mesele niyetin samimiyeti değil; tekrar edilen kutsal yüzün zamanla hafıza, duygu ve tasavvur üzerindeki sessiz gücüdür.

Bir suret, “ben sadece hatırlatıyorum” diye ortaya çıkabilir. Fakat yüzyıllarca tekrarlandığında, sadece hatırlatmakla kalmaz; insanın nasıl hatırlayacağını da belirlemeye başlar.

İslam'ın Tashihi: Surete Değil, Tevhide Çağrı

İslam, Hz. Musa'yı ve Hz. İsa'yı reddederek gelmedi. Onları aynı tevhid zincirinin peygamberleri olarak tasdik etti. Fakat onların etrafında zamanla oluşan beşerî tasavvurları, görsel kalıpları ve kurumsal kutsallaştırmaları vahyin merkezine taşımadı.

İslam, tasvir edilmiş bir dünyanın içinde doğdu; ama imanı tasvire teslim etmedi.

Surete meyleden bir insanlığın ortasında, Allah'ı resmetmedi.

Hz. Musa'yı heykel hafızasına hapsetmedi.

Hz. İsa'yı ikonaların içinden tanıtmadı.

Hz. Peygamber'i ümmetin önüne bir portre olarak........

© Habername