Devletin sırtındaki sülükler
Sayın Cumhurbaşkanımıza Açık Çağrı: Neşter derine inmezse bu cerahat kurumaz ya o cerahat kökünden sökülecek ya da bu kokuşmuşluk tüm bünyeyi esir alacaktır.
Türkiye, yüz binlerce tasarruf sahibinin emeğini yutan, piyasaların altını oyan devasa bir finansal depremin enkazı altında. Ancak 2026 fon krizi diye önümüze konulan bu tablo, öyle birkaç açgözlü fon yöneticisinin “risk yönetimi hatasıyla” yahut SPK mevzuatındaki teknik bir boşlukla açıklanıp geçiştirilemez. Karşımızda; siyasetin nüfuzunu arkasına almış, bürokrasinin karar mekanizmalarına sızmış, kamu gücünü pervasızca kendi kasasını doldurmak için kaldıraç yapmış organize bir cüret var.
Bu kriz, devlet aygıtının içine yuvalanmış çıkar şebekelerinin, devleti ve milleti nasıl açık bir sömürü alanı haline getirdiğini bütün çıplaklığıyla yüzümüze çarpmıştır.
CUMHURBAŞKANIMIZIN SÖZÜ VE MİLLETİN YÜREĞİNDEKİ UMUT
İşte tam da bu karanlığın ortasında, Cumhurbaşkanımızın şu sözleri milletin yaralı yüreğinde bir umut ışığı yaktı:
“Fon konusunda tıpkı bir cerrah titizliği ile operasyonu yürütüyoruz. Kararlı, dikkatli ve çok hassas adımlarla meseleyi hakkaniyete en uygun şekilde çözüyoruz… Meselenin üzerine tavizsiz gidiyoruz.”
Bu sözler çok kıymetli; çünkü millet, devletinin başından bu feryadı duymasını bekliyordu. Ama şimdi o millet, O neşter ne zaman en derindeki yaraya vurulacak? Diye bekliyor. Birkaç eski vekilin tutuklanması, birkaç bürokratın sessiz sedasız görevden alınması bu yangını söndürmeye yetmez. Yüreği yanan bir babanın ahı, görevden alma kararnameleriyle soğumaz! Millet artık ucu kime, hangi güce, hangi makama dokunursa dokunsun, bu kirli tezgâhın içinde nefes alan herkesin tek tek hesap........
