menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaş Üzerine: Sun Tzu Versus Clausewitz

37 0
16.03.2026

İran'a Amerika ve İsrail'in saldırıları ile başlayan savaş sürekli boyut kazanarak geometrik olarak büyüyor. Ortadoğu’nun kadim şehirleri ve post-modern finans, turizm merkezleri modifiye edilmiş modern konvansiyonel bombalarla tahrip ediliyor. Devletlerin zaten cetvel ile çizilmiş sınırları bir anda buharlaşıp yok oluyor. Gökdelenler, lojistik merkezleri, petrol rafinerileri ve tankerleri alev topuna dönüşürken öldürülen çocuklar başta bütün insanlar “Sivil zayiat ya da ikincil kayıplar” denilerek sıradanlaştırılıp istatistiklere, grafiklere indirgeniyor. Bölgesel Savaş mı Küresel Savaş mı? Savaş bölgesel ölçekli bir savaş olarak görünümünde ise de aslında Küresel Savaşın bütün özelliklerini ve uzantılarını in perfecto içeriyor. Savaşın İran tarafından bir anda bölgesel sahaya yayılması, bugüne kadar olmadığı şekilde, Amerika ve İsrail üslerinin, farklı şekillerdeki askeri istihbari yapılarının bulunduğu Ortadoğu ülkelerini hedef alması zaten savaşın başlangıcından itibaren bölgesel düzeyde olmasına sebep olmuştur. Ancak, savaş bölge sınırlarını kısa sürede aştığını göstermiştir. Küresel petrol tedarikinin yapıldığı Hürmüz Boğazının kapatılması; Körfezdeki petrol rafinerilerinin, doğalgaz depolarının, yükleme limanlarının bombalanması küresel petrol ve doğalgaz arz krizinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu krizin savaşı küresel boyuta taşıdığı açıktır. Medeniyetler Çatışması mı Kapitalizmin İç Krizi mi? Huntington Medeniyetler Savaşı tanımını yapalı yaklaşık 34 yıl oldu. “Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması” isimli bir kitaba dönüştürülen S. Huntington'ın makalesi Medeniyetler arasındaki çatışmaları ana merkeze almıştı. Ancak, günümüzde devam eden bu savaşların finalite (Nihai gaye) ve araçlar açısından çoklu bir analizden geçirilmesini daha rasyonel bulmaktayım. Küresel güç dengeleri açısından ana amaç daha (En) üstün gücü (Ultimate Power, Super Power) elde etmek, bunun vasıtasıyla da öncelikle varlığının devam ve bekasını temin etmek, sonra da bu güç vasıtasıyla daha düşük maliyetli ama yüksek düzeyde ekonomik çıkarlar elde etmektir. Savaşlara baktığımız perspektife göre de finalite ve araçsallık durumları değişmektedir. Ultimate Power sadece askeri savaşları kazanan güç değildir. Ultimate Power aynı zamanda itibari bir ekonomik değişim birimi olan paraya değer kazandıran ana sebeptir. Bu ilişki zincirini geriye doğru işlettiğimizde ise karşımıza savaşlar birer kahramanlık vesilesi hatta kendileri bizatihi ayrı bir olgu olarak görülmekle beraber ekonomik amaçların güçlü araçlarıdırlar. Bu açıdan, farklı bir analiz aracı kullanan bir diplomatımızın tabiriyle ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü insanlıkdışı saldırı bir savaş değil, bir yatırımdır. Bu savaşın ardındaki ekonomik, ticari arka planı ve alt yapıyı görmemiz gerekir. Dolayısıyla doğru konsepte oturtma açısından bugünkü İran saldırılarını ve savaşını, Ukrayna’daki savaşı, dünya genelindeki öz şiddet kullanımına ramak kalmış kısıtlamaları, baskı ve gerilimleri Huntington gibi Medeniyetler çatışması ile izah etmek güçtür. Zira bir medeniyetin bir üyesi ABD’ye diğer üyesi de Çin’e öteki üyesi Rusya’ya müttefikolabilmektedir. B. Lewis’in Ortadoğu analizi ve tasvirinde berrak bir şekilde ifade ettiği Gassan ve Hire Melikliklerinin durumu bugün de aynen geçerlidir. Ki her iki meliklik Arami kültürüne sahip ve Arap asıllı idiler. Ancak biri Bizans’ın diğer ise Pers İmparatorluğunun bağlısı idiler. Burada önemli olan bir gücün ne olduğu kadar hangi büyük gün çekim yörüngesinde olduğudur. Astronomi diliyle ifade edersek, uzaydaki gök cisimleri daha büyük bir gök cisminin çekim alanına girdiklerinde kaçınılmaz olarak o merkezin gücü ve yörüngesiyle hareket ederler. Bu kaçınılmazdır. Siyasal ve sosyal olaylar, ilişkiler ve çatışmalar da kendilerine özgü karakterleri yanında genel olarak bu umumi cazibe kanunlarına göre davranırlar. Ultimate Power küçük güçleri kendi çevresinde dönmeye zorlar, bu zorlama bazen içsel bazen dışsal amillerle gerçekleşir. Ki bu da olayın sosyal ve siyasal boyutunun fizik boyutundan farklılığını gösterir. Fiziksel boyutunda bütünüyle dışsal amiller etkilidir. Siyasal ve sosyal boyutunda ise bazen küçük güçler bizatihi kendi çıkarlarını orada buldukları için Büyük Gücün yörüngesine girerler. İnsanlar irade ve ihtiras sahibi varlıklar olduklarından her yeni cazibe (Çekim) sorunu ortaya çıktığında kendilerini yeni duruma göre konumlandırırlar. Ancak bu konumlandırma salt fizik yasaları ile uyumlu olmadığından bu çelişkiden kaynaklanan gerilimler, çatışmalar, savaşlar doğar. Bazen dünyanın bir köşesindeki savaş aslında küresel bir çatışmanın hariçte açığa çıkan bir göstergesidir. Nitekim biz Ukrayna Savaşı gibi İran Savaşına da küresel çatışmanın bir cüz’ü ve göstergesi olarak bakıyoruz. Bunu alışıldık bir jargon ile ifade edersek, aslında Çin ABD gerilimi iki ayrı medeniyetin arasındaki gerilim değildir finalite sorunu açısından, bizatihi aralarında ton farklılığı olan iki devasa kapitalist gücün arasındaki gerilimler, ilişkiler ve çelişkilerin bütünüdür. Ve gayet tabii ki, savaş da her iki gücün en ileri aşamada gelişmiş kapitalist sistemlerinin araçlarıyla yapılmaktadır. Bunu biraz boyutlandırırsak, tıpkı kapitalist sistemin ana üretim sektörlerinde olduğu gibi savunma sanayii alanındaki keşif ve icatların yapılması, daha yüksek performanslı araçların üretimi önem kazanmıştır. Tıpkı iç müşteri memnuniyetinin sağlanmasına matuf olarak ücretlendirme, disiplin biçimlendirmesi, motive etme, rıza kazanma gibi modern yönetim ilkeleri bu savaşta da geçerlidir. Rakip endüstriyel yapılarla mücadele burada siyasi hegemonlar arasındaki mücadeleye dönüşmüştür. Ancak, her güç diğerini yine kapitalist araçlarının performansı açısından değerlendirmektedir. Savaş sırasında kullanılan bombalar, silah sistemleri, savaş platformlarıp birer askeri birim olduklarından daha fazla ekonomik birimdirler. Üretim ve son kullanma tarihinin ideal noktasını tespit ederek yapılan mühimmat sarfiyatı, kaybedilen her savaş platformu (Nikolai Voznesensky döneminde “Makinesi”) yerine yenisinin üretilmesi ve harp sahasına taşınması, bu araç ve platformların bizatihi insan eliyle veya Yapay Zeka vasıtasıyla optimum etki yapacak şekilde kullanılması birer ekonomik ve endüstriyel mühendislik sorunudur. Nitekim kendisinden alıntı yaptığımız N. Voznesensky (1903- 1950) 2. Dünya Savaşı sırasındaki Alman Sovyet Savaşının Gosplan (Devlet Planlama Ajansı) yönetimini sağlayan Sovyet ekonomi planlamasının en üst sorumlusou idi. Genç yaşta olmasına karşın savaşın makineler, silah platformları ile ilişkisini net görmüş, kaybedilen savaş makineleri yerine yenilerinin konulmasıyla ve yüksek ekonomi koordineli biryaklaşımla........

© Haber7