menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ara’yız hem araların ara’sında…

9 0
22.01.2026

Yazı başlığımızdaki “ara”, Osmanlı Türkçesindeki “âre” değildir. “Ödünç alınan veya verilen şey, ödünç” anlamıyla âre, manada ya da işlevde bir ortaklığa göz kırpsa da ara değildir. Tıpkı Hacı Bayram Velî’den (k.s.) gelen şu muhteşem örnekteki gibidir:

Çalabım bir şâr yaratmış iki cihân âresinde

Bakıcak dîdâr görünür ol şârın kenâresinde

Nâgehân ol şâra vardım ol şârı yapılır gördüm

Ben dahî bile yapıldım taş ü toprak âresinde

Buna göre âr(e) “arasından geçmek, arasına girmek” anlamında sadece “durum” belirtiliyorken, ara’da ise durum ve zaman birlikte belirtiliyor olabilir. Fakat son tahlilde bu iki kelimeyi anlam esasında ne kadar ayırmaya ya da birleştirmeye çalışsak da yukarıda ima ettiğimiz karışıklığı ortadan kaldıramayız. Nitekim sözlükçülerimiz de susmayı tercih etmişlerdir. (Bkz.: Kubbealtı Sözlüğü, Kubbealtı; Köken Bilgisi Sözlüğü, TDK)

Buradan yazı başlığımıza tekrar dönerek, oradaki “ara” kelimesini ne âre ne de ara anlamında kullanmadığımızı ifade etmemiz gerekir. Zira açıkladığımız üzere âre ya da ara olgunlaş(tırıl)mamıza aitken, bizim kastettiğimiz “ara” yaratılışımıza aittir. Bunun Osmanlı Türkçesine de nakledilen Arapça karşılığı ise “berzah”tır.

Kur’anî bir kelime olan berzah sözlükte aralık, engel, fasıla, perde, ayrıcı sınır, ara alan… demektir. Kur’an’da

-“O, birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. (Ama) aralarında bir engel vardır; birbirlerine karışmazlar.” (Rahmân, 55/19–20);

-“Biri tatlı ve........

© Haber Vakti