Dut ağacı gölgesi
Büyük kentin bulvarlarından birinde durmuş,traşsız, yorgun, alışkanlık gereği giydiği takım elbisesiyle, dikkatini çeken nesneleri ve olayları anlamaya çalışıyordu.
Bulvar ortasında bir dut ağacını kemeye bilenmiş maaşlı ekiplerde onu resmi bakışlarıyla zabıta altına almaya çalışıyordu. Belki onu birazdan kesecekleri ağacın koruyucusu zannediyorlardı. Sanki onlar, o ağaç gölgesinde zamanında çocuklara verdiği eğitimi bilenlerdendi.
O ise aslıda, artık emekli biri olarak, üyesi olduğu gsm operatör bayiliğinin de yer aldığı binaya girip girmeme tereddüdünü yaşıyordu. Çünkü, dut ağacı kesen modern zamanın bağımlı işlerinden biriyle, telefon şebekesi aboneliğine beşg teknolojisini eklemekle meşguldü. Çünkü, bu modern zamanda bir ağacı tek başına kurtaramayacağının farkındaydı.
Ve çünkü, kadim kentin yakın zamanda dut ağaçlarını kurtaramamanın travmasınatakılanlardan biriydi. Ağacı kesecek ekip şimdilik dinlemedeydi. Belki bu dut ağacının biraz daha yaşaması için bir fırsattı. Belki de bu ağacı yaşatmayı önemseyenlerin buraya gelmelerine zaman tanımak, bir fırsat vermek içindi.
Elbette dut ağacı ile kıyaslanamayacak bir travmayaşadığının farkındaydı. Bu travmabir emekli olarak her yıl değiştirmek zorunda kaldığı gsm operatörleri ile alakalıydı. Şimdi varlık yokluk mücadelesinde ki bir ağacın travmasıyla, teknoloji bağımlısı bir emeklinin travması birbiriyle acayip ilgisiz gibi duruyordu. Belki her ikisi de yok oluşa gidişte ortaklaşıyordu. Bakışını ağaçtan ve ağaç cellatlarından gsm binasına kaydırdı. Her yıl bir operatöre tepki gösterip diğerine geçiyordu. Arkadaşları bunun acayip bir durum olduğunu söylüyorlardı
“ Bütün operatörler birbirine benziyor. Aynı sorunları bize yaşatıyorlar. Bence aynı operatörde kalsan daha iyi olacak. Hiç olmazsa puanın birikir” “ Ne işe yarayacak!” “ Taksitleri faturaya yansıyacak bir telefon alabilirsin. Bir emekli olarak kimse sana taksitle telefon........
