Krizler ve Fırsatlar…
Genelde ekonomik ve toplumsal, özelde ailevi ve kişisel cam duvarları kırmak kolay mıdır? Görünen tabloyla devam edersek; bir türlü dikiş tutmayan devlet bütçesi, düzlüğe çıkamayan ekonomi, önlenemeyen zamlar, artmayan maaşlar, artan işsizlik, 2026 Haziran itibarıyla 539 milyar doları bulan dış borç stoku (2002’de dış borç stoku 129 milyar dolardı!), günde ortalama 7 bin kişinin icra takibine takıldığı ülkemizde hayatın çok azı tebessüm, çok fazlası teessürle dolu değil midir?
Anlamaktan da anlatmaktan da yorulduk ama sürdürelim…
Neden sadece bazıları, özellikle de kadınlar dengeyi korumayı kendilerine görev edinir; niçin kimse kırılmasın, kimse darılmasın diye derleyip toparlama işlevini hep onlar üstlenir? Oysa herkes aynı özeni gösterse, hak vermek yerine haklı çıkmayı uygulasa, dinlemeye ve anlamaya çalışsa yükümüz daha çok hafiflemez mi?
Anlamak, hak vermek alışkanlık yaratınca masum olmaktan çıkıp sınırları genişletip sinirleri yıpratmaz mı? Çünkü anlatmak, karşınızda gerçekten duymaya niyeti olan varsa hora geçer; aksi hâlde insanı tüketir ve kendine yabancılaştırır. Sürekli anlamak zorunda kalmak yükü artırır, kişiyi yorar, yalnızlaştırır, kendini ihmal etmesine neden olur. (Günümüzde örnekleri o kadar çok ki!)
Her konuya "ben çözerim" diye atlamadan, soru ve sorun kalıplarına dalmadan, denge ve uyum sağlama becerilerini geliştirerek, nitelikli paylaşımlarla sabırlı davranıp sakin kalarak, “Henüz hazır değilim,........
