Prensleri de Vururlar
Yaklaşık 400 senedir hiçbir üst düzey kraliyet üyesinin başına gelmeyen bu durum, sadece bir magazin haberi ya da bir "prens düştü" hikayesi değil aslında. Bu, koskoca bir devrin kapanışı, bir anayasa geleneğinin un ufak oluşu ve belki de demokrasinin en havalı zaferi.
Önce şunu bir anlamak lazım; biz buradan bakınca monarşiyi sadece taçlar, törenler ve pahalı kıyafetler olarak görüyoruz. Ama ortalama bir İngiliz vatandaşı için durum çok daha duygusal, çok daha kişisel. İngiltere’de herhangi bir kasabaya gidin, bir evin kapısını çalın; o mutfakta, fırının hemen yanındaki duvarda ya da salonun en güzel köşesinde merhum Kraliçe’nin veya Kral Charles’ın çerçevelenmiş bir resmini görme ihtimaliniz çok yüksektir. Ben şahsen defalarca tanıklık ettim.
Bu insanlar için o resimler sadece birer dekor değil; fırtınalı dünyada sığınılacak güvenli bir limanın, sürekliliğin ve "İngiliz olmanın" sessiz birer sembolü. Hatta bazı evlerde bu bir takıntı boyutunda. "Kraliyet Ailesi bizim ailemiz" derler, onlarla sevinir, onlarla yas tutarlar. İşte Andrew’un kelepçe takılmasa da polis aracının arkasında, o tanıdık yüz hatlarıyla karakola götürülüşü, tam da bu insanların kalbinde bir şeyleri kırdı. O duvarda asılı duran "kutsal" portrenin aslında etten ve kemikten, hatta hatalardan ve karanlık işlerden........
