menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Orkney'de gece yarısı güneşi

50 0
26.02.2026

Bir yandan yağmur, kar, diğer yandan ne olduğu belirsiz, süründüren bir hastalık derken bu sefer bavulu toplayamadım.

Ama yazı yazmak lazım. Görevimiz bu!

Ben de tüm Cağaloğlu’nun Genel Yayın Müdürü olan Sevgili Hasan Cemal’den esinlenerek, eski defterleri karıştırdım.

Geçmiş geziler, bir film şeridi gibi gözümün önünden aktı gitti.

Sararmış notlarımın yardımıyla bu pazar sizi, İngiltere’nin en kuzeyindeki Orkney Adası’na götüreceğim.

“Orkney Adalarının en büyüğü olan Mainland'deydim. İngiltere'nin damında, hiç batmayacak güneşin altında, Jimy’yi bekliyordum. Jimy, bu gezideki sorumlumdu. Beni havaalanından alacak, otele götürecek, adayı gezdirecekti.

Uçak ineli on dakika olmasına rağmen Jimy hala ortalıkta görünmüyordu. Havaalanı görevlileri bile, kapıları kilitleyip gitmişti. Bir dahaki uçak, akşamüstü gelecekti. Gözüm, yeşil tepelere doğru uzayıp giden yolda, bekliyordum.

Jimy, yetmişine merdiven dayamış, güler yüzlü bir adalıydı. Ceketinin yakasına, neden ve nereden aldığını anlamadığım bir sürü rozet takmıştı. Görenler savaş kahramanı sanırdı!

“Özür dilerim... Trafikte bir sorun vardı onun için geciktim” diyerek bavuluma hamle yaptı ama bırakmadım. Neden geç geldiğine de aldırmıyordum. Nasıl olsa bir acelem yoktu. Ama, șu küçücük adada "trafik" bahanesini de yutmamıştım.

Zaten yüzündeki kızarıklık, gecikmenin sebebini ele veriyordu!

7.500 HUZURLU ADA SAKİNİ

Giderken konuşmaya başladık. Aslında konuşmamız pek akıcı değildi. Çünkü, ağır aksanlı ada İngilizcesini anlamakta güçlük çekiyordum.

Çıkarabildiğim kadarıyla Jimy, doğma büyüme Orkney’liydi. İtfaiye teşkilatından emekli olmuştu. İkinci Dünya Savaşı sırasında, adada çaIışan İtalyan esirleri çok iyi hatırlıyordu.

Kirkwall kasabasında, Jimy’yi herkes tanıyordu. Jimy de herkesi.. Yol boyu selamlaşmadığı, el sallamadığı adalı kalmadı…

Orkney, İskoçya'nın 32 kilometre uzağındaydı. Oraya varmak için, Petnland Boğazı’nı aşmak gerekiyordu.

Adalardan sadece yirmisinde yaşam vardı. En büyük yerleşim yeri, Mainland Adasında’ydı. Buradaki Kirkwall ve Stromness adlı iki kasabada, 7.500 huzurlu insan oturuyordu…

Ben oradayken, ada en sıcak günlerinden birini yaşıyordu. Güneşli, pırıl pırıl bir hava vardı. Böylesine güzel günlere, buralarda yılda sadece beş gün rastlanıyormuş!.

Adalılar sıcaktan bunaldıkları için açılıp saçılmışlardı. Ben ise biraz ürperdiğim için, kazağın üstüne bir de ceket giymiştim. Adalılar ile ben, karşılıklı olarak hayretle birbirimize bakıyorduk.

12 DERECE SICAKTA BUNALMAK!

Jimy bile üşümeme şaşmıştı.

Bu kadar üst üste giysiyle bunalmıyor musun ?...

Jimy, baksana gölgede donuyor insan.

Bundan sıcağını bulamazsın... Güneşi de. Biraz sonra herkes yarı çıplak çimenlere serilir.

Jimy biraz camı kapatabilir misin?.. Serin esti de.

Ona bir gün önce bulunduğum Istanbul'da, güneşin nasıl kavurduğunu, 12 derecenin bizim oralarda, ayaz bir ilkbahar sıcağı olduğunu ve iklimle ilgili diğer detayları söylemedim. Çünkü, bunları yarım kulakla dinleyeceğini ve sıcaklığın bunaltıcı olduğu konusundaki ısrarını sürdürecegini biliyordum.

Yolun bir yanında masmavi bir deniz, diğer yanında ise uçsuz bucaksız yeşil otlaklar uzanıyordu. Zaten adayı........

© Gazete Pencere