menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TRAFİK TUTANAĞINDAKİ GİZLİ TEHLİKE

4 0
22.04.2026

Yollarda her gün binlerce araç trafik denetimine giriyor. Hız ihlali, hatalı sollama ya da bir evrak eksikliği nedeniyle düzenlenen o sıradan trafik cezası tutanakları, bugünlerde pek çok araç sahibinin kapısına hiç beklemediği bir "hukuki tuzak" olarak geri dönüyor.  Çoğu araç sahibi, sadece trafik cezasını ödeyip konuyu kapattığını sanırken, aylar sonra Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan (SGK) gelen yüklü idari para cezaları ve resen sigorta tescilleriyle sarsılıyor.  Peki, bir trafik tutanağı nasıl oluyor da devasa bir SGK borcuna dönüşüyor? Meselenin özü, SGK’nın veri paylaşımı ağında yatıyor. Trafik polisinin veya jandarmanın düzenlediği tutanakta yer alan sürücü bilgileri ile araç sahibi bilgileri karşılaştırılıyor.  Eğer direksiyondaki kişi araç sahibinin kayıtlı bir çalışanı değilse, SGK otomatik olarak şu varsayımı kuruyor: "Bu kişi burada sigortasız çalışıyor."  Bu varsayımın ardından ne bir müfettiş incelemesi ne de bir savunma talebi olmaksızın; idari para cezası kesiliyor, kişi resen sigortalı sayılıyor ve geriye dönük prim borçları çıkarılıyor. Özellikle şirket araçlarında ve ticari taksilerde bu durum tam bir hukuk krizine dönüşmüş durumda. Örneğin, şirket ortağının bir yakınına emanet ettiği kamyon ya da taksi sahibinin "hasılat paylaşımı" usulüyle aracını teslim ettiği bir sürücü, radar cezası yediği an SGK’nın radarına da girmiş oluyor.  Oysa hukukta her araç kullanan kişi "işçi", her araç sahibi de "işveren" değildir. Bir kişinin işçi sayılabilmesi için ücret, bağımlılık ve kişisel edim unsurlarının bir arada olması gerekir. Bir aile yakınının yardım amacıyla direksiyona geçmesi ya da taksi sektöründeki kira benzeri ilişkiler, otomatik olarak bir "hizmet akdi" oluşturmaz. SGK’nın sadece bir trafik tutanağına dayanarak ceza kesmesi, hem kendi mevzuatına hem de Anayasa’ya açıkça aykırılık teşkil ediyor. 5510 sayılı Kanun uyarınca denetim yetkisi sadece SGK müfettişlerinindir.  Bir trafik polisinin hız ihlalini tespit etmek için tuttuğu tutanak, bir çalışma ilişkisini kanıtlayan denetim belgesi yerine geçemez. Müfettişin yerinde inceleme yapmadığı, tarafları dinlemediği ve savunma hakkı tanımadığı bu süreç; mülkiyet hakkından suçsuzluk karinesine, hak arama hürriyetinden yargı yolu güvencesine kadar pek çok anayasal ilkeyi zedeliyor. Bu noktada araç sahiplerinin son derece uyanık olması gerekiyor.  SGK’dan bu yönde bir tebligat alındığında, 15 günlük itiraz süresi ve ardından gelecek 30 günlük dava açma süresi büyük önem taşıyor. Yargı kararları, sadece trafik tutanağına dayanarak kesilen cezaların, usulüne uygun bir denetim yapılmadığı gerekçesiyle iptal edilebileceğini gösteriyor. Sonuç olarak; şirket araçlarını kimlerin kullandığını belgelemek, ticari araçlarda sürücü ile yapılan anlaşmayı yazılı sözleşmeye dökmek ve gelen her trafik cezasına "sadece bir para cezası" gözüyle bakmamak gerekiyor.  Unutmayın, o küçük tutanağın arkasında saklanan büyük cezalar, doğru hukuki adımlarla ve uzman desteğiyle bertaraf edilebilir. Sessiz kalmak ve süreyi geçirmek, haksız bir varsayımı kabul etmek anlamına gelir.


© Gazete Gerçek