Lezzetin pasaportu yok: Maria Ekmekçioğlu’nun Ege gastro-diplomasisi
Devletlerin sınırları vardır. Pasaportları, bayrakları, karasuları, hava sahaları, gümrükleri vardır.
Lezzetin ise pasaportu yoktur.
Bir zeytinyağının Çeşme’de mi Sakız’da mı sıkıldığını damağınız her zaman ayırt edemez. Bodrum’da yediğiniz dolmanın benzeri Kos’ta önünüze gelir. Selanik’te tattığınız bir yemek sizi bir anda İstanbul’daki büyükannenizin sofrasına götürebilir. Kahvenin önüne “Türk” ya da “Yunan” yazabiliriz; ama kokusu fincandan yükseldiğinde sınırlar biraz anlamsızlaşır.
Belki de Ege’nin en güzel tarafı budur: Siyasetin ayırdığını sofra yeniden birleştirir.
Bunu yıllardır sessiz sedasız yapan insanlardan biri Maria Ekmekçioğlu.
Maria’yı yalnızca “iyi bir şef” diye tanımlamak bana hep eksik geliyor. Çünkü yaptığı iş yemek pişirmenin çok ötesinde. İstanbul ile Atina, Selanik ile Bodrum, Fethiye ile Rodos arasında tatlar, insanlar, hatıralar ve hikâyeler taşıyor.
Bunun diplomaside bir adı var:
Gastrodiplomasi.
Diplomasinin sofradaki hali.
Ben yıllarca diplomasinin içinde yaşadım. Dışişleri’nde, OECD’de, IEA’de, özel sektörde… Devletlerin bazen tek bir kelime üzerinde aylarca müzakere ettiğini, Türk-Yunan ilişkilerinde küçücük bir ifadenin bile nasıl siyasi krize dönüşebildiğini gördüm.
Maria’nın diplomatik pasaportu yok. Dışişleri’nden talimat almıyor. Müzakere masasına oturmuyor.
Ama bazen resmî diplomasinin aylarca uğraşıp kuramadığı insani yakınlığı bir masa, birkaç tabak meze, iyi bir zeytinyağı ve samimi bir sohbetle kurabiliyor.
Yunan televizyonunda söylediği bir cümle bütün felsefesini özetliyor:
“Sofra halkları birleştirir.”
Diplomasi üzerine bundan daha sade, daha insani bir tarif bulmak zor.
Safranbolu’dan Heybeliada’ya
Belki bunun sırrı biraz da kendi aile hikâyesinde.
Maria’nın ailesinin kökleri Safranbolu’ya uzanıyor. Mübadele, ailenin........
