menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

15 Temmuz'u kim durdurdu?

16 0
14.07.2026

Bu nedenle bana göre 15 Temmuz'u durduran yalnızca o gece gösterilen cesaret değildir. Asıl belirleyici unsur, Türkiye'nin yarım asırlık darbe tecrübesinden doğan tarihsel hafızasıdır. Darbe girişimi, ilk kez askerî kapasite bakımından değil, toplumsal meşruiyet bakımından yenilmiştir.

Tanklar mı, millet mi, yoksa tarihin hafızası mı?

15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en ağır sınavlarından birini yaşadı. İstanbul Boğazı'nda köprüler askerler tarafından kapatıldı, savaş uçakları Ankara semalarında alçak uçuş yaptı, Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalandı, Cumhurbaşkanı'na yönelik suikast girişiminde bulunuldu ve yönetime el konulduğu ilan edildi. Ancak birkaç saat içinde darbe girişimi başarısız oldu.

Aradan yıllar geçti. O geceye ilişkin askerî, hukuki ve siyasi tartışmalar devam ediyor. Ancak hâlâ yeterince üzerinde durulmayan bir soru var:

15 Temmuz'u gerçekten kim durdurdu?

İlk akla gelen cevap bellidir. Meydanlara çıkan vatandaşlar, güvenlik güçleri, anayasal düzenin yanında yer alan devlet kurumları ve darbe girişimine karşı ortak tavır alan siyasi partiler...

Bu cevap doğrudur; ancak eksiktir.

Çünkü 15 Temmuz'u yalnızca birkaç saatlik bir güvenlik olayı olarak değerlendirmek, onu hazırlayan yarım asırlık toplumsal tecrübeyi görmezden gelmek olur.

Siyaset bilimci Samuel Huntington, kurumsallaşmanın zayıf olduğu toplumlarda ordunun kendisini yalnızca ülkenin savunmasından sorumlu bir kurum olarak değil, siyasal düzenin nihai koruyucusu olarak görebileceğini söyler. Böyle dönemlerde askerî müdahaleler, istisnai olaylar olmaktan çıkar; siyasal sistemin olağan araçlarından biri hâline gelir.

Türkiye'nin yakın tarihi uzun yıllar bu gerçeğin örnekleriyle şekillendi.

27 Mayıs 1960'a giden süreçte Demokrat Parti ile muhalefet arasındaki gerilim sürekli yükseliyordu. Tahkikat Komisyonu'nun kurulması, basın üzerindeki tartışmalar, üniversite olayları ve sokak gösterileri siyasal kutuplaşmayı derinleştirmişti. Darbe sabahı radyodan okunan bildiri, toplumun önemli bir kesiminde krizin sona ereceği ve ülkenin yeniden normalleşeceği beklentisini oluşturdu. Müdahaleyi destekleyen çevreler, ordunun geçici bir süre yönetime el koyacağını ve Türkiye'yi yeniden demokratik seçimlere götüreceğini savunuyordu.

Ancak süreç beklenildiği gibi gelişmedi.

Yassıada yargılamaları, Başbakan Adnan Menderes ile Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan........

© Elips Haber