Kurtlarla Koşan Kadınlar: Feminist iktisat bağlamında bir değerlendirme
YAPRAK TAŞDEMİR / VERGİ BAŞMÜFETTİŞİ
Clarissa Pinkola Estés, Kurtlarla Koşan Kadınlar adlı kitabında günümüz dünyasında yabancılaştığımız fakat kadının içinde yer edinmiş “vahşi kadın arketipini” ve “vahşi özü” mitoloji ve halk anlatıları ekseninde okuyucularına hatırlatmak istemektedir. Burada “hatırlatma” ifadesi bilinçli olarak kullanılmıştır zira o öz; zamanla bastırılsa, ehlileştirilip evcilleştirilse, terbiye edilse, sessizleştirilse bile hiçbir zaman tamamen yok edilememiştir. Bir bakıma modern dünya, vahşi özü parçalamaya çalışmış fakat onu bütünüyle silememiştir.
Kitapta yer alan masalsı evcilleştirme eleştirilerine bu yazımızda yer verilmeyecek yazımız eksenini modern dünyanın en sofistike evcilleştirme biçimlerinden biri olan “iktisat” kavramı oluşturacaktır. Çünkü günümüz dünyasında kadınların emeği görünmez kılınmakta, bakım yükü kadınlar için doğal sayılmakta, fedakârlık da kadın karakter özelliğiymiş gibi sunulmaktadır.
Feminist iktisat da tam bu noktada devreye girmektedir. Feminist iktisat, ekonomiyi toplumsal cinsiyet perspektifiyle yeniden ele almaktadır. Yani iktisadın, yalnızca piyasada alınıp satılan mallardan ibaret olmadığını; yeniden üretim, yoksulluğun kadınlaşması, duygusal emek ve bakım emeğinin de iktisadi süreçlerin asli unsuru olduğunu savunmaktadır. Görünmeyen emeği görünür kılma çabası içindedir. “Nasıl daha verimli oluruz?” sorusundan ziyade “Nasıl daha adil oluruz?” sorusunun cevabını aramaktadır.
Piyasada Ölçülemeyen Ama Piyasanın İşlemesi İçin Zorunlu Olan Faaliyetler Neden İktisadi Sayılmamakta, Bakım Emeği ya da Duygusal Emek Neden Kayda Değer Bulunmamaktadır?
Kadınların, kaynaklara ve gelire erişmesi erkeklere nazaran daha zordur. Kadınlar mülkiyet ve gelirin kontrolünde erkeklerle eşit düzeyde söz sahibi değildir. İlave olarak hane içine gizlenen kadın emeğine herhangi bir değer biçilmemektedir. Kadınların evde harcadıkları duygusal, fiziksel ve zihinsel emek karşılığında kadınlara herhangi bir ücret ödenmemekte ve bu görünmez bir emek ağını oluşturmaktadır.
Devletler tarafından sunulmayan hizmetlerin önemli bir bölümü kadınlar tarafından karşılıksız olarak yüklenilmektedir. Çocuk, hasta ve yaşlı bakım hizmetlerine yeteri kadar kaynak ayrılmaması, kreş ücretlerinin fazla olması ve devletin bu konu ile ilgili herhangi bir önlem almaması, hastaların hastanelerde kalış süresinin kısaltılması hasta, yaşlı ve çocuk bakımının karşılıksız olarak kadınlar tarafından yerine getirilmesine sebebiyet vermekle birlikte kadınların ücretli işlerde çalışma olanaklarına set çekmektedir.
Kadınlar bazı iş gücü piyasalarında ikincil konumda bulunmaktadır. Kadınlara atfedilen uysallık, itaatkâr kişilik yapıları emek yoğun, rutin, düşük ücretli işlerde istihdam edilmelerine sebebiyet vermiştir. Toplumsal cinsiyet rollerine uygun olarak güler yüz, el becerisi gerektiren işler ile bakım, temizlik işleri ekseriya kadın işleri olarak görülmektedir. İstihdama katılamayan yoksul kadınlar ise erkeklerin elde ettiği gelir üzerinden hayatlarını sürdürmektedir. Bu durum da kadınların kendi kararlarını vermede bağımlılık ilişkisi teşkil etmekte ve kendi kaderini tayin etme hakkından mahrum kalmalarına neden olmaktadır.
Bakım emeği ya da duygusal emeğin “çalışma günü” ya da “iş yoğunluğu” açısından piyasada karşılığı bulunmamaktadır. Yaşlı, hasta ya da çocuğa bakım işi erkek için istisna iken kadın için olması gerekendir. İş hayatında var olmaya çalışan kadınlar doğum sonrası iznin hemen sonrasında işe dönmek zorunda kaldıkları için çocuklarını bakıcılarla ya da kreşlerde büyütmek zorunda kalmaktadır. Bu da kadınlarda ayrıca bir vicdan yüküne sebebiyet vermektedir. Günümüz iktisadı da duygusal emekle yakından bağlantılı diğerkâmlık gibi dişil davranış biçimini ve bu vicdan yükünü analiz dışı bırakmaktadır. Müşterek hayat safsataları ne kadar gündeme gelse de kadın işi, günün sonunda yine kadın işi olarak kalmaya devam etmektedir. Bakım, anlayış, dayanışma, güler yüz ve sabır kavramları ekseriyetle kadınlıkla ilişkilendirilmektedir. Oysa özsaygı, duygusal öz farkındalık, inisiyatif alabilmek, kendini gerçekleştirmek kavramlarının kadınlıkla ilişkilendirmenin zamanı gelmiştir.
Eğitimsiz Kadınların Enformel Sektörlerde Çalıştırılması Sorunsalı
Eğitimsiz kadınlar genellikle enformel sektörlerde çalışmaktadır. Kayıt dışı çalışma her iki cinsiyet için de temel bir sorundur fakat kadınlar için çok daha yaygın ve tipiktir. Kayıt dışı çalışan kadınlar her türlü sosyal korumadan yoksun olmakta, emeklilik gibi gelirin devamlılığını sağlayacak güvencelerden yararlanamamaktadır. Kadınların sosyal güvenlik şemsiyesinin altında bulunmaması kadın yoksulluğunun en açık görünümüdür. Sosyal güvenlikten yoksun kadınlar eşine ya da babasına bağımlı olarak bu çatının altına sığınmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği kavramının en önemli boyutu eğitimdir. Eğitime eşitsiz erişimin söz konusu olduğu ülkelerde yoksulluk kadınlar için daha dayanılmaz ve yıkıcı bir hâl almaktadır. Eğitim alamamış düşük ücretli işlerde istihdam edilen annelerin kız çocuklarına da kardeşlerine bakma sorumluluğu yüklenmiştir. Hane içinde eğitime ayrılan gelir konusunda darlık yaşanıyor ise ilk gözden çıkarılan kız çocukları olmaktadır. Çocuk bakımının toplumsal olarak tamamen kadın rolü olarak tanımlanması hanedeki erkek üyeler ya da erkek çocuklar tarafından çocuk bakımının üstlenilmemesine sebebiyet vermektedir. Bu noktada da kadınlar erken yaşlarda eğitime sonraki yaşlarda da işgücüne katılamamaktadır.
Güzellik Standartları Tüketici Kadın İmgesi Yaratmaktadır
Dijital medyanın, sosyal normların ve popüler kültürün yarattığı “gösterişli kadın” imgesi, kadınların değerini sıklıkla dış görünüşleri üzerinden tanımlamaktadır. Estetik kaygılar, beden standartları ve tüketim odaklı güzellik normları, yalnızca psikolojik değil, ekonomik bir baskı mekanizması da oluşturmaktadır. Feminist iktisat açısından bakıldığında, bu durum kadın emeğinin görünmezleşmesiyle doğrudan ilişkili bulunmaktadır. Kadınların görünür kılındığı alanlar tüketim ve estetikle sınırlı kalırken bakım emeği, duygusal emek ve toplumsal yeniden üretim gibi ekonomik olarak hayati katkılar çoğunlukla göz ardı edilmektedir. Günümüz iktisadı, medya ve popüler kültür aracılığıyla, kadınları tüketici olarak konumlandırarak toplumsal cinsiyet temelli ekonomik eşitsizlikleri yeniden üretmektedir. Bu süreç, yalnızca bireysel özgüveni değil, ekonomik özerklik ve üretkenlik alanlarını da sınırlandırmaktadır.
Tüm bu değerlendirmeler ışığında, iktisat biliminin toplumsal cinsiyet sosyolojisinin kalbini kırdığını ifade etmek bünyesinde romantizm değil realizm barındırmaktadır. Çünkü iktisadi veriler analiz edilirken kadınların görünmez emeği ihmâl edilmiştir. 8 Mart, tam da bu kırılma yerinden konuşma günüdür. 8 Mart bir kutlama günü değildir. (Fabrikaya kitlenen 129 kadın işçinin yaşamını yitirdiği trajik güne ithafen kabul edilen kökleri kadın işçi hakları hareketine dayanan bir gündür.) Görünmeyen emeğin, susturulan sesin ve bastırılan vahşi doğanın yeniden hatırlandığı bir gündür. İstatistiklerin arasına sıkışan hayatları, bütçe tablolarının dışında bırakılan bakım emeğinin, ücret eşitsizliğinin ve cam tavanların hatırlatılma günüdür. Uysallaştırılmaya çalışılan değil doğasına sahip çıkan, korkuyla değil belli bir bilinç ve idrak seviyesi ile yürüyen kadınları konuşma günüdür.
Yazımız başlığında yer alan Kurtlarla Koşan Kadınlar duygusal bir güç metaforu değildir. Bu ifade ile mezkûr kitapta da geçtiği üzere hayat alanını belirleyen, kendi sürüsünü bulan, yetenek ve kusurlarına bakmaksızın güven ve gurur duyarak bedeni ile barışık olan, kendi yararını gözeten, farkında ve farkındalığı yüksek olan, ait olduğu yeri bulan, vakarla yükselen, mümkün olduğunca yüksek bir bilinç düzeyini koruyan kadınlara işaret edilmektedir. Yani Kurtlarla Koşan Kadınlar, güç ilişkilerinin sertliğine rağmen geri çekilmeyen, hak talebini ertelemeyen, dayanışma içinde ilerleyen, yaratıcı ve özgür ruhlu kadını simgelemektedir.
8 Mart tarihi sembolik bir takvim günü olmanın ötesinde iktisadi anlamda tüm sektör dinamikleri için kamu ve özel sektör arenalarında bir yüzleşme günü olmalıdır. 8 Mart, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ilişkin yapısal sorunların masaya yatırıldığı, çözüm önerilerinin üretildiği, somut çıktılarla politika zeminine taşındığı ve uygulama süreçlerinin sistematik biçimde izlendiği bir dönüşüm çağrısıdır.
Kurtlarla koşan kadınları anlatırken direnci ve mücadeleyi övmek kolaydır. Zor olan koşulları değiştirmektir. Bunun da kısa vadede gerçekleşeceğini ummak gerçeklikten çok kopuktur. Kalıcı bir çözüm için ise yönetsel pozisyonlarda kadın temsil oranı için belirli bir hedef oranı tanımlanmalı, terfi süreçlerinde cinsiyet temelli farklar için yıllık performans göstergeleri belirlenmeli, eğitim ve görevlendirme dağılımlarında denge analizleri yapılmalı, özel sektör ve kamuda kurum içi memnuniyet ve deneyim araştırmalarında toplumsal cinsiyet boyutu ayrı bir başlık olarak ele alınmalıdır.
İktisadi perspektifin yarattığı toplumsal cinsiyet eşitsizliğini incelemeye ve üzerinde çalışmaya özen göstermek gerekmektedir. Bu eşitsizlik, bir önceki paragrafta önerilen yöntemlerle ölçülmeli ve yıllar içinde ulaştığı nokta tespit edilmelidir; çünkü eşitsizlik ölçülmediği takdirde hem görünmez kalmakta hem de kolaylıkla inkâr edilebilmektedir.
Eğer iktisat gerçekten toplumsal ise kadınların iktisadi emek yoğun deneyimini dışlayarak ve bu eşitsizliğe göz yumarak kayıtsız kalmamalıdır.
Clarissa Pinkola Estés, Kurtlarla Koşan Kadınlar.
