Sürekli krizde iş yapma sanatı: Dayanıklılık
Kriz yönetimi artık yanlış bir çerçeve. Çünkü yönetilecek ayrı bir kriz yok; kriz, artık zeminin kendisi.
Ekonomistler ve stratejistler bu döneme “permacrisis” (kalıcı kriz) diyor. Jeopolitik gerilim, iklim şokları, finansal dalgalanma ve teknolojik kırılma; bunlar sıra sıra gelmiyor, üst üste yığılıyor. Tek bir kriz değil, iç içe geçmiş “polycrisis” (çoklu kriz) dönemi yaşıyoruz. Bu ortamda “kriz geçer, normalleşiriz” beklentisi, en pahalı yönetim yanılgısına dönüştü.
McKinsey araştırması, güçlü dayanıklılık çerçevesine sahip şirketlerin krizden 2,5 kat daha hızlı toparlandığını ortaya koyuyor. Yine BCG verilerine göre dayanıklı şirketler rakiplerine kıyasla yıllık % 3-5 daha fazla büyüyor; sıradan koşullarda değil, tam da sarsıntı dönemlerinde. Dayanıklılık artık savunma refleksi değil; büyüme stratejisi.
Eski model şuydu: Kriz gelir, acil masası kurulur, hasarı en aza indirirsin.
Yeni gerçeklik farklı: Sarsıntı, rutinin kendisi. Bu yüzden dayanıklılık, kriz anında devreye alınan bir plan değil; kurumun DNA’sına işlemiş bir kapasite olmak zorunda.
Deloitte araştırmasına göre küresel CEO’ların % 71’i tedarik zincirlerini çeşitlendirmeyi, % 79’u coğrafi konumlanmalarını yeniden yapılandırmayı planlıyor. “Just-in-time” (tam zamanında üretim) modeli........
