Siyasi risklerin ekonomik maliyeti
Bayramdan hemen önce, Anayasa Mahkemesi, CHP kurultayı hakkında mutlak butlan kararı verdi. Alınan kararın yargının bağımsızlığına bir tehdit olarak algınaması ekonomik istikrar açısından kritik bir tehdit unsurudur.
Bu sebeple ilk tepkiyi ,aşina olduğumuz şekilde, yabancı sermaye çıkışı ile gözlemledik. BIST 100 endeksi kararın açıklanmasının ardından yüzde 6 değer kaybetti. Döviz kurunda sert bir talep artışı yaşandı. Gösterge tahvil faizi yüzde 44,24’e tırmandı. CDS primi yaklaşık 20 baz puan artarak 261 baz puana yükseldi.
Akabinde bildik mekanizmalar devreye girdi. Bloomberg kaynaklarına göre TCMB’nin haberin ardından ilk yarım saatte 6 milyar dolar rezerv satışı yaptığı dile getirildi. Türkiye Varlık Fonu yoğun alımlarla borsadaki düşüşü sınırladı. Haftanın sonuna gelindiğinde BIST 100 yüzde 4,9 yükselişle 13.808’den kapandı, dolar kuru 45,70 civarında tutundu. Resmi tablo görece sakin görünüyor. Ancak bu sakinliği bir iyileşme işareti olarak okumak, makyajla renklendirilmiş bir yüze bakıp “yüzünde renk var, demek ki sağlıklı” demeye benziyor.
Barometre göstergeler neden yanıltıcı?
Söz konusu göstergelerin, serbest piyasanın oluşturduğu fiyatlar olmadığını akıldan çıkarmamak gerek. 2021 sonrası dönemde net bir şekilde gözlemlediğimiz gibi, finansal piyasalardaki sert düşüşler, kamu kurumları eliyle dizginlenebiliyor. Dolayısıyla bu tür barometrelere bakıp “siyasi şoklar gelip geçiyor, çok da bir şey olmuyor” demek, metodolojik olarak son derece hatalı bir çıkarım olur. Uzunca bir süredir finansal piyasalarda gözlemlenen fiyatların, denge fiyatı değil; müdahale fiyatı olduğunu biliyoruz. Kaldı ki siyasi şokların ve politika hatalarının yarattığı ekonomik hasarı değerlendirmek için kısa vadeli finansal göstergelere değil uzun vadeli makroekonomik göstergelere bakmak doğru olacaktır.
Altta yatan gerçeklik: Yapısal göstergeler
Peki asıl tablo nerede görünüyor? Kısa vadeli müdahaleye dirençli olan makroekonomik göstergeler, finansal göstergelerin tersine yaşanan şokların gerçek ekonomik maliyetlerini gözler önüne seriyor.
Grafik bunu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Son yirmi yıllık döneme bakıldığında işsizlik hiçbir yıl yüzde sekizin altına inmedi. 2018 sonrasında enflasyon yüzde yirminin altına düşmedi; 2022’de yüzde seksen beşi aşan resmi rakamlar, hissedilen enflasyonu yansıtamadı bile. Risk primi son yıllarda 200 baz puanın altına hiç gerilmedi. Büyüme oranı son dört yılda yüzde üç buçuğun üzerine çıkamadı.
Bu tablo tesadüf değil, birikimli bir hasarın belgesidir. Her siyasi şok, her politika hatası, ertelenmiş her reform bu göstergelere iz bırakmakta ve sürdürülebilir büyümeyi aşağı çeken, kalıcı ekonomik hasar olarak geri dönmektedir.
Seçim ekonomisi: Orta vadeli makyajın adı
Kozmetik müdahalenin yalnızca kısa vadeli bir olgu olmadığını da vurgulamak gerekiyor. Türkiye’de seçim takvimi, adeta ekonomi politikasının gölge anayasası işlevi görüyor. Hangi reform yapılacağına değil, ne zaman yapılmayacağına karar veriyor.
Bu döngünün en belirgin tezahürü enerji fiyatlarında görülüyor. Seçim dönemlerine yaklaşıldıkça elektrik ve doğalgaz........
