menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Siyasi risklerin ekonomik maliyeti

26 0
01.06.2026

Bayramdan hemen önce, Ana­yasa Mahkemesi, CHP kurul­tayı hakkında mutlak butlan ka­rarı verdi. Alınan kararın yargının bağımsızlığına bir tehdit olarak algınaması ekonomik istikrar açı­sından kritik bir tehdit unsuru­dur.

Bu sebeple ilk tepkiyi ,aşina olduğumuz şekilde, yabancı ser­maye çıkışı ile gözlemledik. BIST 100 endeksi kararın açıklanması­nın ardından yüzde 6 değer kay­betti. Döviz kurunda sert bir ta­lep artışı yaşandı. Gösterge tahvil faizi yüzde 44,24’e tırmandı. CDS primi yaklaşık 20 baz puan arta­rak 261 baz puana yükseldi.

Akabinde bildik mekanizma­lar devreye girdi. Bloomberg kay­naklarına göre TCMB’nin haberin ardından ilk yarım saatte 6 mil­yar dolar rezerv satışı yaptığı di­le getirildi. Türkiye Varlık Fonu yoğun alımlarla borsadaki düşüşü sınırladı. Haftanın sonuna gelin­diğinde BIST 100 yüzde 4,9 yük­selişle 13.808’den kapandı, do­lar kuru 45,70 civarında tutundu. Resmi tablo görece sakin görünü­yor. Ancak bu sakinliği bir iyileş­me işareti olarak okumak, mak­yajla renklendirilmiş bir yüze ba­kıp “yüzünde renk var, demek ki sağlıklı” demeye benziyor.

Barometre göstergeler neden yanıltıcı?

Söz konusu göstergelerin, serbest piyasanın oluşturduğu fiyatlar ol­madığını akıldan çıkarmamak ge­rek. 2021 sonrası dönemde net bir şekilde gözlemlediğimiz gibi, finan­sal piyasalardaki sert düşüşler, ka­mu kurumları eliyle dizginlenebili­yor. Dolayısıyla bu tür barometrele­re bakıp “siyasi şoklar gelip geçiyor, çok da bir şey olmuyor” demek, me­todolojik olarak son derece hatalı bir çıkarım olur. Uzunca bir süredir finansal piyasalarda gözlemlenen fiyatların, denge fiyatı değil; müda­hale fiyatı olduğunu biliyoruz. Kal­dı ki siyasi şokların ve politika ha­talarının yarattığı ekonomik hasarı değerlendirmek için kısa vadeli fi­nansal göstergelere değil uzun va­deli makroekonomik göstergelere bakmak doğru olacaktır.

Altta yatan gerçeklik: Yapısal göstergeler

Peki asıl tablo nerede görünü­yor? Kısa vadeli müdahaleye di­rençli olan makroekono­mik göstergeler, finan­sal göstergelerin tersine yaşanan şokların gerçek ekonomik maliyetlerini gözler önüne seriyor.

Grafik bunu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Son yirmi yıllık döneme bakıldığında işsizlik hiç­bir yıl yüzde sekizin altı­na inmedi. 2018 sonrasında enf­lasyon yüzde yirminin altına düş­medi; 2022’de yüzde seksen beşi aşan resmi rakamlar, hissedilen enflasyonu yansıtamadı bile. Risk primi son yıllarda 200 baz puanın altına hiç gerilmedi. Büyüme ora­nı son dört yılda yüzde üç buçu­ğun üzerine çıkamadı.

Bu tablo tesadüf değil, birikim­li bir hasarın belgesidir. Her siyasi şok, her politika hatası, ertelenmiş her reform bu göstergelere iz bı­rakmakta ve sürdürülebilir büyü­meyi aşağı çeken, kalıcı ekonomik hasar olarak geri dönmektedir.

Seçim ekonomisi: Orta vadeli makyajın adı

Kozmetik müdahalenin yalnız­ca kısa vadeli bir olgu olmadığını da vurgulamak gerekiyor. Türki­ye’de seçim takvimi, adeta ekono­mi politikasının gölge anayasası işlevi görüyor. Hangi reform yapı­lacağına değil, ne zaman yapılma­yacağına karar veriyor.

Bu döngünün en belirgin teza­hürü enerji fiyatlarında görülü­yor. Seçim dönemlerine yakla­şıldıkça elektrik ve doğalgaz........

© Dünya