menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Made in Europe’nin karbon dönüşüm zorunluluğu

9 0
23.03.2026

Geçtiğimiz günlerde AB komisyonu tara­fından yayımlanan Sanayi Hızlandırıcı Yasası (IAA) taslağında Türkiye’nin Made in Europe kapsamına alındığı duyuruldu. Tas­lakla beraber Türkiye’de üretilen ürünlerin AB’de düzenlenen kamu alım ihalelerinde AB şirketleri arasında fırsat eşitliği yakaladığını söyleyebiliriz. Yakalamış olduğumuz bu fırsa­tı lehimize çevirmemiz için sanayimizin kar­bon dönüşüm yatırımlarını, AB standartları­na yükseltmesi gerekmektedir. Çünkü AB ile aramızda karbon nötr yatırımları açısından bir hayli mesafe bulunuyor. Zira AB, 1990 yı­lından bu yana gerek karbon vergisi, gerekse ETS ile AB’deki şirketlerin üretim şekillerini karbon nötre dönüştürdü. Bu dönüşüme ayak direten firmaların karbon kaçakları içinde SKDM’yi etkinleştirerek AB’de bulunan işlet­melerini AB dışına taşımasını anlamsız kıldı. Dolayısıyla şirketlerin önlerinde tek seçenek olarak karbon dönüşümünü sağlamak kaldı ki böylece AB şirketleri karbon nötr dönüşümü­nü hızlandırdı. Tabi bu dönüşüm sadece ülke­mizi etkilemiyor. AB, bu taslakla birlikte coğ­rafi olarak yakın ülkelerle stratejik ortaklık kurmayı amaçlasa da,(Son dönemde hızlanan ticaret savaşlarında mevzi kazanmak amacıy­la) en önemli etkilerinden biri tedarik zinci­rindeki ülkelerde karbon dönüşümünü hız­landırmak olacaktır.

Mütekabiliyet ve finansmana erişim

Taslağın bir diğer kritik ayağı ise müteka­biliyet (karşılıklılık) çerçevesidir. Yani AB menşeli ürünlere tanınan avantajların ben­zerlerini ülkemizde de AB ürünlerine tanı­mamız gerekecektir. Bu da yerli üretimimiz açısından risk barındırıyor. Şöyle ki eğer kar­bon yoğunluğu nedeniyle AB’ye ihracat yapa­mazsak, mütekabiliyet gereği AB ürünlerini yerli ürün gibi kabul edip kamu ihalelerinde değerlendirmek zorunda kalabiliriz. Tabi bu­rada iç pazarı koruyacak en güçlü argümanı­mız ise ETS ve SKDM’nin düzenlenmesine yetki veren bir iklim kanunu olacaktır.

Öte yandan bu yasa taslağı, şirketler için yeşil dönüşüm kredi tahsisleri açısından önemli avantajlar da barındırıyor. Made in Europe kapsamında olmak otomatik ola­rak kredi onayı anlamına gelmese de Türki­ye’deki yatırımların stratejik sanayi yatırı­mı kategorisine girmesini sağlayacaktır. Bu durum, özellikle Avrupa Yatırım Bankası ve AB fonlarından kredi alma olasılığını artı­rıp yerli bankaların yeşil dönüşümü destek­lemek için sağlayacakları kredi hacminde de artış sağlayacaktır. Dolayısıyla otomotiv ve çelik sektörleriyle başlayan ivme finans sektörünün de hacmini genişleterek diğer işletmelerin yeşil dönüşüm yatırımlarını yapmaya hevesli kılacaktır.

Çevresel eleştiriler ve sektörel etkiler

AB’nin yakın coğrafyada stratejik ortak­lık hedefiyle geliştirdiği bu yasa tasarısı, kar­bon dönüşümünü önceleyen önemli bir bo­yuta sahip olsa da (CIEL) Uluslararası Çev­re Hukuku Merkezi’ne göre bazı eleştirilere de maruz kalmaktadır. Taslak (IAA), düşük karbonlu sanayiyi teşvik ederek karbon yo­ğun üretimi doğrudan azaltmayacağı yönüyle eleştirilmektedir. Çünkü taslağın temel ama­cının çevresel korumadan ziyade sanayi geli­şimi olmasıdır.

Sektör bazında ise bu tasarıdan en çok etki­leneceklerin başında otomotiv yan sanayii ve çelik üretimi gelmektedir. Türkiye çelik üre­ticileri derneğinin istatistiklerine göre 2025 yılı itibarıyla AB’nin en büyük çelik üreticisi olduğumuz dikkate alındığında (2026 yılında Türk firmalarının İsveç’te yapmış olduğu ya­tırımlarla, AB’de çelik üretiminde de önemli bir konuma gelmiş olacağız), AB standartla­rında karbon nötr üretim yapan tesisler, ta­sarının yürürlüğe girmesiyle birlikte Avru­pa’daki işletmelerle rekabette çok daha avan­tajlı bir konuma yükselecektir. Dolayısıyla karbon nötr’de atacağımız her adım, işgücü maliyet avantajıyla birleşerek, AB şirketleri­ni ülkemize yatırım yapmaya teşvik edecek­tir. Sonuç olarak, bu yasa tasarısı ilk etapta Türkiye’nin AB’ye ihracatını artıracak gibi görünse de karbon dönüşümünün işletmelere getireceği maliyetler ve enerji dönüşümünün zaman alması, orta vadede ihracat tutarları ve pazar payı üzerinde olumsuz etkiler yaratma potansiyeli taşımaktadır


© Dünya