Made in Europe’nin karbon dönüşüm zorunluluğu
Geçtiğimiz günlerde AB komisyonu tarafından yayımlanan Sanayi Hızlandırıcı Yasası (IAA) taslağında Türkiye’nin Made in Europe kapsamına alındığı duyuruldu. Taslakla beraber Türkiye’de üretilen ürünlerin AB’de düzenlenen kamu alım ihalelerinde AB şirketleri arasında fırsat eşitliği yakaladığını söyleyebiliriz. Yakalamış olduğumuz bu fırsatı lehimize çevirmemiz için sanayimizin karbon dönüşüm yatırımlarını, AB standartlarına yükseltmesi gerekmektedir. Çünkü AB ile aramızda karbon nötr yatırımları açısından bir hayli mesafe bulunuyor. Zira AB, 1990 yılından bu yana gerek karbon vergisi, gerekse ETS ile AB’deki şirketlerin üretim şekillerini karbon nötre dönüştürdü. Bu dönüşüme ayak direten firmaların karbon kaçakları içinde SKDM’yi etkinleştirerek AB’de bulunan işletmelerini AB dışına taşımasını anlamsız kıldı. Dolayısıyla şirketlerin önlerinde tek seçenek olarak karbon dönüşümünü sağlamak kaldı ki böylece AB şirketleri karbon nötr dönüşümünü hızlandırdı. Tabi bu dönüşüm sadece ülkemizi etkilemiyor. AB, bu taslakla birlikte coğrafi olarak yakın ülkelerle stratejik ortaklık kurmayı amaçlasa da,(Son dönemde hızlanan ticaret savaşlarında mevzi kazanmak amacıyla) en önemli etkilerinden biri tedarik zincirindeki ülkelerde karbon dönüşümünü hızlandırmak olacaktır.
Mütekabiliyet ve finansmana erişim
Taslağın bir diğer kritik ayağı ise mütekabiliyet (karşılıklılık) çerçevesidir. Yani AB menşeli ürünlere tanınan avantajların benzerlerini ülkemizde de AB ürünlerine tanımamız gerekecektir. Bu da yerli üretimimiz açısından risk barındırıyor. Şöyle ki eğer karbon yoğunluğu nedeniyle AB’ye ihracat yapamazsak, mütekabiliyet gereği AB ürünlerini yerli ürün gibi kabul edip kamu ihalelerinde değerlendirmek zorunda kalabiliriz. Tabi burada iç pazarı koruyacak en güçlü argümanımız ise ETS ve SKDM’nin düzenlenmesine yetki veren bir iklim kanunu olacaktır.
Öte yandan bu yasa taslağı, şirketler için yeşil dönüşüm kredi tahsisleri açısından önemli avantajlar da barındırıyor. Made in Europe kapsamında olmak otomatik olarak kredi onayı anlamına gelmese de Türkiye’deki yatırımların stratejik sanayi yatırımı kategorisine girmesini sağlayacaktır. Bu durum, özellikle Avrupa Yatırım Bankası ve AB fonlarından kredi alma olasılığını artırıp yerli bankaların yeşil dönüşümü desteklemek için sağlayacakları kredi hacminde de artış sağlayacaktır. Dolayısıyla otomotiv ve çelik sektörleriyle başlayan ivme finans sektörünün de hacmini genişleterek diğer işletmelerin yeşil dönüşüm yatırımlarını yapmaya hevesli kılacaktır.
Çevresel eleştiriler ve sektörel etkiler
AB’nin yakın coğrafyada stratejik ortaklık hedefiyle geliştirdiği bu yasa tasarısı, karbon dönüşümünü önceleyen önemli bir boyuta sahip olsa da (CIEL) Uluslararası Çevre Hukuku Merkezi’ne göre bazı eleştirilere de maruz kalmaktadır. Taslak (IAA), düşük karbonlu sanayiyi teşvik ederek karbon yoğun üretimi doğrudan azaltmayacağı yönüyle eleştirilmektedir. Çünkü taslağın temel amacının çevresel korumadan ziyade sanayi gelişimi olmasıdır.
Sektör bazında ise bu tasarıdan en çok etkileneceklerin başında otomotiv yan sanayii ve çelik üretimi gelmektedir. Türkiye çelik üreticileri derneğinin istatistiklerine göre 2025 yılı itibarıyla AB’nin en büyük çelik üreticisi olduğumuz dikkate alındığında (2026 yılında Türk firmalarının İsveç’te yapmış olduğu yatırımlarla, AB’de çelik üretiminde de önemli bir konuma gelmiş olacağız), AB standartlarında karbon nötr üretim yapan tesisler, tasarının yürürlüğe girmesiyle birlikte Avrupa’daki işletmelerle rekabette çok daha avantajlı bir konuma yükselecektir. Dolayısıyla karbon nötr’de atacağımız her adım, işgücü maliyet avantajıyla birleşerek, AB şirketlerini ülkemize yatırım yapmaya teşvik edecektir. Sonuç olarak, bu yasa tasarısı ilk etapta Türkiye’nin AB’ye ihracatını artıracak gibi görünse de karbon dönüşümünün işletmelere getireceği maliyetler ve enerji dönüşümünün zaman alması, orta vadede ihracat tutarları ve pazar payı üzerinde olumsuz etkiler yaratma potansiyeli taşımaktadır
