menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kadın ve genç çiftçiler

11 0
28.03.2026

Bir savaş başladığında ilk konuşulan şey petrol olur. Petrol fiyatları konuşuluyor konuşulmasına ama uzun vadede savaşların asıl etkisi çoğu zaman toprakta hissedilir. Bir başka deyişle asıl soru şu: Savaşın yükünü tarlada kim taşıyor?

Dünya bir kez daha jeopolitik ge­rilimlerin gölgesinde. Orta Do­ğu’da giderek sertleşen ABD İs­rail İran hattındaki kriz, uluslararası siyasetin merkezinde yer alıyor. Enerji piyasaları dalgalanıyor, petrol fiyatla­rı yükseliyor, küresel ekonominin yönü yeniden tartışılıyor.

Ancak bu tartışmaların büyük bölü­mü petrol fiyatları, enerji güvenliği ve askeri dengeler etrafında dönüyor. Oysa savaşların daha sessiz ama çok daha de­rin bir etkisi var: Tarım ve gıda…

Bir savaş başladığında ilk konuşulan şey petrol olur. Ama uzun vadede savaş­ların asıl etkisi çoğu zaman toprakta hissedilir. Mazot fiyatları yükselir. Güb­re maliyetleri artar. Lojistik zincirleri kırılır. İthal girdi bağımlılığı büyür. Ve bütün bu maliyet dalgasının ilk vurduğu kesim büyük şirketler değil, küçük üre­ticiler olur.

Kırsal dünyada ise küçük üreticilerin önemli bir bölümünü iki grup oluşturur; kadın çiftçiler ve genç çiftçiler. Bu ne­denle bugün konuşmamız gereken soru şu; jeopolitik krizler tarımın en kırılgan aktörlerini nasıl etkiliyor?

Enerji krizi tarlaya nasıl yansır?

Tarım modern dünyada enerjiye son derece bağımlı bir sektör. Traktörler mazotla çalışır.Gübre üretimi doğal gaz kullanır. Sulama sistemleri enerji ge­rektirir. Hasat sonrası ürünler lojistik ağlarıyla taşınır. Dolayısıyla enerji fi­yatlarındaki her dalgalanma doğrudan gıda üretim maliyetine yansır.

Orta Doğu’da yaşanan her gerilim pet­rol piyasalarını sarsar. Petrol fiyatların­daki artış ise domino etkisi yaratır. Ma­zot pahalanır. Gübre fiyatları yükselir. Nakliye maliyetleri artar. Sonuçta gıda üretimi daha pahalı hâle gelir.

Bu durum büyük ölçekli şirketler için yönetilebilir olabilir. Ancak küçük üre­ticiler için aynı şey geçerli değildir. Çün­kü küçük üreticilerin finansmana erişi­mi sınırlıdır. Girdi maliyetlerindeki ani artışlar onların üretim planlarını doğ­rudan etkiler. Ve kırsal ekonomide bu kırılganlığın en yoğun yaşandığı kesim­ler kadınlar ve gençlerdir.

Bu küresel dalgalanmanın etkisi Tür­kiye’de özellikle Ege Bölgesi’nde çok net hissediliyor. Gazete okurlarının bugün en çok merak ettiği sorulardan biri şu: Enflasyon düşerken neden üretim ma­liyetleri hâlâ artıyor ve çiftçi bu şartlar­da üretimi nasıl sürdürebiliyor? Bu so­runun cevabını anlamak için Ege’nin üretim sahasına bakmak yeterli.

Zey­tin, üzüm, incir, pamuk, narenciye ve kekik gibi Türkiye’nin ihracat gücünü oluşturan ürünlerin yetiştiği bölgeler­de üretici son yılların en zor ekonomik denklemiyle karşı karşıya. Makro veri­ler enflasyonun yavaşladığını göster­se de tarımsal üretimin temel girdileri olan mazot, elektrik, sulama maliyetle­ri, işçilik, gübre ve zirai ilaç fiyatları hâlâ yüksek seviyelerde seyrediyor. Üstelik tarımda maliyetler çoğu zaman genel enflasyondan farklı bir ritimle hareket eder; enerji ve döviz bağımlılığı nede­niyle girdi fiyatları çoğu zaman yukarı yönlü kalır. Örneğin bir zeytin üretici­si için hasat maliyeti, bir üzüm........

© Dünya