İyiler ve kötüler
Günümüz toplumlarında ideolojik farklılıkların insanları birbirinden “ayrı düşüren” başlıca etkenlerden biri olduğu malum. İnsanlar genellikle kendileriyle aynı dünya görüşünü paylaşanlarla ilişkiye girer, dostluk kurar ve hiç de öyle olmaması gerektiği halde, farklı dünya görüşlerine mensup olanlarla aralarına mesafe koyarlar. Bu uzaklık ideolojik taraflar arasındaki tartışmaların üslubunu gerginleştiren, zaman zaman da seviyesini düşüren bir etkendir.
Bu psikoloji ile ilgili olmakla beraber, başlı başına ele alınmayı hak eden başka bir etken de, dünya görüşü farklılığının taraflarca “iyiler-kötüler” ayrımı şeklinde algılanmasıdır. Bu evrensel bir eğilim olmasına rağmen, özellikle Türkiye’de çok daha göze batıcı, daha doğrusu belirleyicidir. Kendi düşünce örgüsünü ideolojik tartışmanın yerleşik taraflarından bağımsız bir şekilde oluşturanlar bu ayrımdan nispeten az etkilenirken; ideolojik bölünmenin grup, parti veya cemaat şeklindeki taraflarına mensup olanların “karşı taraf”ı kötü niyetli olarak algılama ihtimali her zaman daha yüksektir. Bu o kadar güçlü bir eğilimdir ki, ideolojik argümanın gücünün veya güçsüzlüğünün kişinin mensubiyetinden (hangi tarafta olduğundan) daha az önemsendiği veya en azından onun gölgesinde kaldığı durumlar hiç de az değildir.
Kısaca, bu psikoloji “bizden olanlar”ın iyi, karşı tarafın (hatta bazen ‘’biz’’den başka herkesin) ise kötü olduğunu söyler. Tabii ki, “bizden olanlar”ın başında da her zaman “ben” vardır. Böyle bir ruh halinin taraflar arasında fikir tartışmasını neredeyse........
