Devlet ele geçer mi?
Aşağıdaki yazı 30 Ağustos 2004’te Tercüman gazetesinde yayımlanmıştır:
Malûm, Türkiye’de devletin en çok ürker göründüğü şey, vatandaşlar tarafından “ele geçirilmesi” ihtimalidir. “En büyük düşmanımız halktır” diyen “büyük devlet adamımız”dan beri bu böyle. Sistem baştan beri buna göre cihazlanmıştır ve demokrasinin Devlet surlarında “gedik açması”na meydan vermemek için on yıllardır –hem fizikî hem de ideolojik anlamda- amansız bir gayret gösteriyor.
Günümüz siyaset teorisyenlerinden, London School of Economics’te öğretim üyesi Kenneth Minogue bir kitabında şöyle diyor: “Partiler seçimleri kazanmak ister, fakat bu ‘devlet gücünün ele geçirilmesi’ demek değildir. Aslında, gerçekleşen şey devletin onları ele geçirmesidir.” (Siyaset ve Despotizm, 2002, s. 90).
Ne kadar ufuk açıcı bir tespit, özellikle de söz konusu olan Türkiye olduğunda!...
Geçmişe doğru şöyle bir bakınız: Gerçekten de, bunca demokrasi çabamıza, yaptığımız seçimlere, kurduğumuz kurumlara, son yıllarda iyi-kötü baş gösteren “sivil toplum”a rağmen, çok şükür ki (!) devlet vatandaşların eline geçmemiştir. Ama sanılmasın ki, bu sonuç tek başına “Devlet”in himmetiyle sağlanmıştır; toplum olarak bizim de –özellikle partilerimiz aracılığıyla- bu davaya epeyce katkımız olmuş.
Devlet hakikaten toplum tarafından ele geçirilmemek için canla-başla çabalamış ve bugün AB eşiğinde olmamıza rağmen halâ da çabalamaya devam ediyor. Nasıl mı?... Her şeyden önce, sözde kendisini sınırlayacak olan........
