menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BOP çöktü, İran değişti, ABD destekli PJAK Komele imha edildi… Kerkük Atabeyliği kut bolsun!

402 0
28.07.2026

Ömür Çelikdönmez yazdı;

BOP çöktü, İran değişti, ABD destekli PJAK Komele imha edildi… Kerkük Atabeyliği kut bolsun!

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), ABD tarafından Ortadoğu ile Kuzey Afrika'da demokrasi, ekonomik reform ve güvenliği teşvik etmeyi amaçlayan bir girişimmiş gibi 2004 yılında kamuoyuna, duyuruldu. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının BOP eş başkanı olduğunun açıklanması, projeye tepkileri engelleyemedi.

Türkiye'de çok sayıda akademisyen, stratejist ve siyasetçi, projenin uygulamada bölge sınırlarını ve güç dengelerini yeniden şekillendirmeyi hedeflediğini, bunun da Türkiye'nin jeopolitik konumu, üniter yapısı ve milli güvenliği açısından riskler doğurduğunu savundu.

BOP ve "O.K. Musti, Türkiye Tamam-dır"

Haksız değillerdi. Çünkü Büyük Ortadoğu Projesi, jeopolitik bir yeniden dizayn planıydı. ABD'nin Afganistan ve Irak müdahaleleri, Arap Baharı süreci, Suriye'deki iç savaş ve son dönemde İran'a yönelik askeri ve siyasi baskıları aynı stratejik zincirin halkalarıydı.

Türkiye'nin çevresindeki ülkelerin zayıflatılması veya yeniden şekillendirilmesi, Ankara'nın bölgesel etkinliğini sınırlandırmayı amaçlayan uzun vadeli bir planın parçasıydı. Bu sahada DEAŞ/IŞİD ve PKK/PYD/YPG/SDG gibi birden fazla farklı aparat kullanıldı.

Bu süreçte çevre kuşakta peş peşe yürütülen operasyonların ulaştığı safha, stratejik baskının ağırlık merkezinin Türkiye'nin jeopolitik konumu, bölgesel gücü ve üniter devlet yapısına kaydığını ortaya koydu.

Türkiye yalnızca küresel ve bölgesel terör örgütlerinin açık hedefi hâline getirilmekle kalmadı; aynı zamanda NATO müttefiki bazı ülkelerin istihbarat servislerinin yoğun faaliyet yürüttüğü, operasyonel rekabetin yaşandığı ve İlgi Alanı/Area of Interest – AI olarak değerlendirilen kritik bir coğrafyaya dönüştü.

Nazım Hikmet'in dediği gibi, "Dörtnala gelip Uzak Asya'dan / Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan / bu memleket, bizim." diyen; binlerce yıllık devlet ve ordu geleneğini yaşatan Türk milletinin eli armut toplamadı. Üçler, Yediler, Kırklar'ın destur verdiği çelik çekirdek, dünyanın dört bir tarafında Beyaz Hayaletler -tayf-vasıtasıyla kendisine biçilen kefeni yırttığı gibi, ülkesine ve milletine kendi gözü gibi bakmayanların da mezarını kazdı.

Ve BOP çöktü işte yansımaları…

Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) iflası, Türkiye açısından sınır güvenliği ve stratejik özerklik bağlamında çok yönlü ve çok amaçlı bir jeopolitik dönüşümü kesinleştiren projenin çöküşü, bölgede sınırların yapay müdahalelerle yeniden çizilmesi riskini ve komşu ülkelerin parçalanma sürecini durdurmuş, Türkiye’nin güney sınırlarında kurulmak istenen uydu devlet yapılarına dayalı birinci derece güvenlik tehdidini bertaraf etmiştir.

Ancak bu dağılma, küresel aktörlerin geride bıraktığı güç boşluğunun terör örgütleri, kontrolsüz göç dalgaları ve kronik istikrarsızlıklarla dolması sonucunu doğurmuş ve Türkiye'yi sınır ötesinde maliyetli bir güvenlik kuşağı oluşturmaya mecbur bırakmıştır.

Neticede Türkiye, Batı eksenli bu tasarımın tasfiyesiyle stratejik manevra alanını genişleterek kendi bölge merkezli dış politikasını tahkim etmiş; fakat aynı zamanda etrafındaki çok kutuplu güç rekabetinin ve bölgesel kaosun doğrudan yükünü sırtlanan ana aktör haline gelmiştir. Varsın gelsin, biz razıyız. Neden mi?

Sinoplu Diyojen, Bayatlı Fuzûlî…

Bu gerçeklik karşısında Türk Devleti'nin duruşu, tıpkı Diyojen'in Makedonya Kralı İskender'e verdiği şu cevapta gizlidir: “Gölge etme, başka ihsan istemem.”

Yine Oğuzların Bayat boyuna mensup, hayatı boyunca Irak dışına çıkmamış; Kerbelâ, Necef, Hille ve Bağdat çevresinde yaşamış Fuzûlî'nin dediği gibi: “Aşk derdiyle hoşem, el çek ilâcımdan tabîb; Kılma derman kim helâkim zehr-i dermanındadır.”

Bu beytin günümüz Türkçesindeki karşılığı şöyledir: “Ey tabip! Ben aşk derdinden memnunum; ilacını benden esirge. Bana derman olmaya çalışma; çünkü benim mahvoluşum, bana vereceğin o dermanın kendisindedir.”

İran değişti stratejik tasfiye, Batı'nın hesabını bozdu!..

Savaşın başlamasıyla birlikte, Washington'la kısa sürede bir ateşkes veya uzlaşı arayışına girilmesini savunan ya da bunu askerî ve ekonomik zorunluluk olarak gören sivil ve askerî unsurların karar alma mekanizmalarından tasfiye edilmesi, Tahran'ın stratejik direncini artıran en kritik gelişmelerden biri oldu.

Böylece İran, çatışmayı yalnızca askerî cephede değil, devlet iradesi düzeyinde de sürdürme kararlılığı sergiledi. Bu tablo, ABD ve Batılı çevrelerin İran'ın zenginleştirilmiş uranyum kapasitesini denetim altına alma, enerji altyapısını kontrol etme ve ülkenin petrol ile doğal gaz rezervleri üzerinde jeostratejik üstünlük kurma hedeflerini önemli ölçüde sekteye uğrattı.

Sonuç itibarıyla harekât, İran'ın karar alma merkezini kırmaya ve stratejik kaynaklar üzerinde fiilî nüfuz tesis etmeye yönelik hedeflerine ulaşamadan, beklenenden daha maliyetli ve sınırlı sonuç üreten bir güç mücadelesine dönüştü.

İran'da devlet refleksinin devreye girmesiyle, Turan ülkesi İran'ı sahipsiz sanan ve ülkeyi neredeyse kayıtsız şartsız teslime hazırlanan, Londra destekli ABD referanslı sözde “Barış Lobisi” devre dışı bırakıldı. Şah İsmail'in torunları, Ağa Hamaney’in yoldaşları şimdi daha etkin. O nedenle “Lâ fetâ illâ Ali, lâ seyfe illâ Zülfikâr” sözü, küresel şer odakları karşısında daha bir anlamlı.

Teslimiyetçi Batı uşaklarının tasfiyesi nasıl anlaşılıyor?

İran, bölgesel güvenlik politikalarını; PKK, PJAK ve diğer silahlı Kürt yapılanmalarına yönelik yaklaşımını, bölgede kontrol boşluğu oluşturan küresel güçlerin nihai hedeflerini yanlış okuyarak kendi stratejik çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalıştı.

Bu politikasında büyük ölçüde başarılı olduğunu düşündü. Tahran'ın inşa ettiği........

© Dikgazete.com