menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Terapist ebeveyn sendromu

95 0
01.03.2026

Terapist ebeveyn sendromuT

Bir zamanlar çocuk büyütmek biraz sezgi, biraz sabır, biraz da pürüz demekti. Ev dağılır, ses yükselir, sonra hayat kendi ritmine geri dönerdi. Şimdi ise ebeveynlik neredeyse steril bir ameliyathane ciddiyetiyle icra ediliyor. Evler oyun alanı değil, hassas laboratuvar. Çocuk cam fanusun içinde, ebeveyn eldivenli.

Yeni ebeveyn figürü çocuğun annesi ya da babası olmaktan çok, kişisel gelişim koçu gibi. Her tepki analiz ediliyor. Her hayal kırıklığı ‘Özgüvene zarar verir mi?’ diye tartılıyor. Her öfke nöbeti ‘İleride bağlanma problemi yaratır mı?‘ diye zihinsel bir dosyaya kaydediliyor. İlişki yaşanmıyor, yönetiliyor.

Aslında buna bir ad konabilir: Terapist ebeveyn sendromu.

Bu sendrom sevginin içinden doğuyor. Kimse çocuğuna zarar vermek niyetinde değil. Tam tersine, kimse çocuğunun incinmesini istemiyor. Yalnız mesele şu: İncitmemeye çalışırken istemeden de olsa hayatın ve diğer insanların kontrol edilebilir olduğu mesaj veriliyor. Oysa hiçbirimizin ne başkalarını ne de hayatı kontrol edecek kudreti var. Ve hayat, incinmeden öğrenilmiyor. Bu kaygının en görünür yüzü ise travma korkusunda beliriyor.

‘Travma‘ kelimesi gündelik dile girdiğinden beri ebeveynliğin tonu değişti. Artık ağızdan çıkan her yanlış kelime potansiyel bir ‘iz’, her sınır koyma ihtimali bir ‘kırılma’ olarak görülüyor. Sanki çocuk ruhu en ufak temasta çatlayacak ince bir camdan yapılmış gibi.

Oysa bir çocuğun gelişimi kırılgan camdan değil; esnek bir maddeden yapılmıştır. Çocuk bir “Hayır“la dağılmaz. Bir hayal kırıklığıyla parçalanmaz. Bir gün ağlayarak uyudu diye ruhsal çöküntü yaşamaz. Zihin ve ruh, sanıldığından daha dayanıklıdır.

Yine de ebeveynin zihninde başka bir hikâye dönüyor: Benim yaşadıklarım ona geçmesin’, ‘Benim çocukluğum onun kaderi olmasın.

Bu niyet son derece insani. Fakat bazen bu niyet, ebeveyni çocuğun yanında olmaktan çok kendi geçmişine karşı nöbet tutmaya zorluyor. Çocuğa değil, hataya karşı tetikte kalıyor. Ve tetikte yaşayan bir zihin, rahat ilişki kuramaz.

Çocuk annesinin ya da babasının gözünde sevgiden çok kaygıyı gördüğünde, görünmez ama güçlü bir mesaj alır: Ben hassas bir varlığım; bana sürekli dikkat edilmeli.

Ebeveyn hata yapmamaya o kadar odaklanır ki verdiği bu mesajın farkına varmaz. Ve sürekli hata yapma korkusuyla yaşar.

Terapist ebeveyn sendromunun merkezinde felaket cümleleri dolaşır: “Yanlış yaparsam çocuğum depresyona girer”, “Sağlıklı bağlanamaz”, “Dağılır ve toparlanamaz.”

Bu düşünceler ebeveyni başka bir şekle sokar. Artık ebeveyn insani bir figür değil, hatasız olması gereken bir sisteme dönüşür. Sanki bir kez sert konuşursa çocuğun geleceği dağılacak. Sanki bir kez sabırsız davranırsa sağlıklı bağlanma ihtimali ortadan kalkacak.

Oysa çocuğun ihtiyacı hatasız ebeveyn değil; gerçek ebeveyndir. Hata yapan ama sonra geri dönebilen. Sesini yükselten ama sonra kapıyı çalıp, “Az önce fazla serttim” diyebilen.

Çocuk için en öğretici deneyim hiç kopmamak değil kopunca yeniden buluşabilmektir. Güvenli bağ tam bir kesintisizlikten değil, kopuş sonrası geri dönüşlerden beslenir. İlişkideki tamir, steril sessizlikten daha güçlüdür. Çünkü hayat da böyledir: Kırılır, sonra onarılır. Bu kontrol ihtiyacı en çok duygular alanında kendini gösterir.

Bugün ebeveynler çocuklarının duygularını hemen regüle etmek, yani düzenlemek istiyor. Çocuk sıkılıyor hemen etkinlik. Ağlıyor hemen açıklama. Öfkeleniyor; hemen rehberlik. Duygu sanki bir yangın gibi görülüyor ve hızla söndürülmeli.

Oysa duygu bazen yangın değil, yağmur gibidir. Yağar, ıslatır, sonra diner. Çocuk biraz sıkıldığında, biraz beklediğinde, biraz hayal kırıklığı yaşadığında iç dünyasında kas yapar. Her duyguyu hazla düzeltmek, o kasın gelişmesini engeller.

Gelişim kusursuz müdahalelerle değil; küçük gecikmelerle, küçük hayal kırıklıklarıyla ve ardından gelen onarımla ilerler. Hayat steril değildir. Yalnız, ev hayatın prova sahnesi gibidir. Orada küçük hayal kırıklıkları yaşanmazsa, büyük olanlar karşısında afallama artar. Böylece, çocuk hiç prova yatmadan hayatın tüm gerçekliğinin sergilendiği sahneye adım atmış olur. Sonuç olarak, hemen her insanın yaşadığı hayal kırıklıklarını taşımakta zorlanır. İşlerin istediği gibi gitmediği her an ona büyük birer ruhsal travma olarak döner.  Yani, ebeveynin ‘aşırı bilinçli’ tutumu çocuğa faydadan çok zarar veriri.

Bu sendromun en yorucu tarafı çocuğun değil, ebeveynin içinde yaşar. Ebeveyn çocuğuyla konuşurken bir yandan kendini izler. Ses tonu doğru mu? Cümle yeterince şefkatli mi? Sınır koyarken travmatik oldum mu?

İç denetmen hiç susmaz.

Bir süre sonra ebeveyn çocuğa değil, kendi performansına odaklanır. İlişki yerini öz değerlendirmeye bırakır. Çocuk karşısında bir insan değil; kendini sürekli düzelten, sürekli kontrol eden bir figür görür.

Oysa çocuk için güven veren şey mükemmellik değil, tutarlılık ve sıcaklıktır. Mükemmeliyetçilik sıcak değildir.  Soğuktur. Kontrollüdür. Mesafelidir. Sevginin üstüne ince bir cam tabaka koyar; parlatır ama temasın ısısını azaltır. Bir de bu tabloyu besleyen görünmez bir seyirci vardır.

Sosyal medya. Herkesin ‘bilinçli ebeveyn‘ olduğu bir sahne. Herkes doğru kelimeleri biliyor, doğru yöntemleri uyguluyor gibi. Ebeveynlik artık özel bir alan değil; kamusal bir performans.

İnsan kendini başkalarının ideal kareleriyle kıyasladıkça yetersizlik duygusu artar. Yetersizlik arttıkça kontrol etme ihtiyacı derinleşir. Kontrol arttıkça doğallık ve akış sekteye uğrar. Doğallık ve akış azaldıkça yaratıcılık ve dolayısıyla oyun geriler. Oyun da bir süre sonra mükemmel ebeveynliğin kontrol sınırları içinde sahneye konan bir gösteriye dönüşür.

Oysa çocuk için oyun hayattır. Ebeveyn için kontrol güvenliktir. Bu ikisi çarpıştığında kaybeden genellikle oyun olur.

Bütün bunların ortasında sorulması gereken soru basit ama cesaret ister.

Belki önce “Çocuğum dağılır, mahvolur” demek yerine “Çocuğum zorlanır” demek gerekiyor.

Çocuk zorlanacak. Hayat zorlayacak. Bu kaçınılmaz. Amaç zorlanmaması değil, zorlanırken yalnız kalmaması.

Ebeveynlik çocuğu travmasız büyütmek değildir; travmatik olmayan bir ilişki zemini sunmaktır. Bu zemin kusursuzlukla değil, onarımla kurulur.

Bir gün sesiniz yükselebilir. Bir gün sabrınız taşabilir. Bunlar olacak. Asıl mesele o anın ardından geri dönebilmektir. “Az önce sinirliydim” diyebilmek, “Bu senin suçun değildi” diyebilmek.

Çocuk o an şunu öğrenir: İlişkiler kırılmaz değil, onarılabilir. İnsanlar hata yapabilir. Hayat mükemmel değildir ve tüm duygular insan olmanın bir parçasıdır.

Çocuğun terapiste ihtiyacı olabilir. Fakat ebeveynin rolü terapist olmak değildir. Ebeveyn, çocuğun ilk ilişkisel deneyimidir. Sıcaklık, yakınlık, sınır, çelişki, hata, tamir… Hepsi bu deneyimin parçasıdır.

Çocuğu cam fanusun içinde büyütmek mümkün değil. Fanus güvenli görünür ama nefessizdir.

Belki en sağlıklı ebeveynlik şu: Her şeyi doğru yapmaya çalışmak yerine ilişkiyi canlı tutmak. Her duyguyu düzenlemek için bir teknik uygulamaya çalışmak yerine, çocuğun yanında olmak. Hata yapmamak için diken üstünde durmak yerine, hata yaptığında onu onarabilmek.

Çocuk mükemmel bir ebeveyn istemez. Çünkü mükemmel ebeveynlik yoktur. Her şeyi kitabına göre yapmaya çalışmak, insanı samimiyetten uzaklaştırır. Ebeveyn yine mükemmel olamaz; çünkü yapaylaşır ve çocuk bunu hisseder.

Özetle, çocuk kendisine gerçekten samimiyetle bakan bir çift göz ister. Ve bazen en büyük koruma, sürekli korumaya çalışmamaktır.


© Diken