menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tahammül azaldıkça öfke artar

19 0
01.02.2026

Son zamanlarda insanlar birbirine daha sert konuşuyor. Bu sertlik her zaman bağırarak, küfrederek ya da açık bir aşağılamayla gelmiyor; çoğu zaman ölçülü bir dilin, sakin bir tonun ve ‘samimiyet’ ya da ‘iyilik yapma’ kılıfının içine yerleşiyor.

Söylenen söz ilk anda makul görünebiliyor; fakat geride bıraktığı etki incitici oluyor. Çünkü mesele kelimenin sertliği değil, öfkenin hangi kılıkla dolaşıma girdiği.

Konuşan kişi çoğu zaman öfkeli olduğunu da düşünmez. Kendini mantıklı, haklı, hatta yapıcı hisseder. İçinde biriken gerilimi ‘olanı söylemek‘ ya da ‘dürüst olmak‘ gibi gerekçelerle dışarı verir. Oysa burada paylaşılan bir duygu değil, taşınamayan bir yüktür; ilişki içinde birine doğru yöneltilen bir basınçtır.

Yani bugün eleştiri ile saldırı, geri bildirim ile aşağılama, samimiyet ile sınır ihlali iç içe geçmiş durumda. Günlük hayatta bu daha örtük biçimlerde yaşanır; sosyal medyada daha görünür ve daha cüretkâr hâle gelir. Biçim değişir, sahne değişir; buna karşılık kaynak çoğu zaman değişmez: içeride tutulamayan öfke. Bu ayrımın nerede kurulduğunu görmek, dilin nasıl çalıştığını anlamak için belirleyicidir.

Eleştiri, karşısındakini hâlâ bir özne olarak kabul eder. Aşağılama ise karşısındakini sessizce daha aşağı bir yere yerleştirir. Bu yüzden “Sen zaten böylesin” diyen bir cümle yalnızca bir görüş bildirmez; karşı tarafın kimliğine dair kapanmış bir yargı üretir. Eleştiri düşünmeye alan açar; buna karşılık aşağılama bu alanı baştan kapatır. Çünkü amaç bir durumu değerlendirmek değil, bir kişiyi konumlandırmaktır.

Buradaki mesele kullanılan kelimelerin kabalığı değildir, asıl mesele cümlenin kurduğu ilişkidir. Aşağılama çoğu zaman küfürle değil, ölçülü bir dille, sakin bir sesle ve ‘iyilik yapma‘ hâli içinde kurulur. Söyleyen kişi kendini kırıcı değil, ‘açık sözlü’ olarak tanımlar. Öte yandan kurulan cümlede eşitlik yoktur: karşı tarafla temas kurulmaz, onu kontrol etmeye çalışır.

Bu yüzden bu dil yaralar ama ilk anda kolay ayırt edilmez. İncinen kişi çoğu zaman incindiğini savunamaz; çünkü ortada açık bir kabalık değil, örtük bir üstünlük vardır. Ve bu noktada öfke artık bir duygu olmaktan çıkar; ilişki içinde düzen kurma aracına dönüşür. Bu dilin neden bu kadar yaygınlaştığını anlamak için, öfkenin nasıl dolaşıma girdiğine bakmak gerekir.

Öfke hissetmek tek başına patolojik değildir, aksine insanîdir. Sorun, öfkenin içeride tutulamaması ve üzerinde düşünmeden bir hedefe yönlendirilmesidir. İnsan rahatsızlıkla kalamadığında, o rahatsızlığı bir yere bırakmak ister; öfke tam da bu eşiğin ‘kolay yolu’ olarak çalışır.

Hayal kırıklığına, belirsizliğe, eksik hissetmeye, eleştirilmeye ya da yeterince görülmemeye tahammül azaldıkça öfke artar. Ancak bu öfke çoğu zaman patlayarak değil, ince ince sızarak ilerler: bir cümleye karışır, bir bakışa yerleşir, bir imaya dönüşür. İçerideki basınç, kelimelerin arasından buhar gibi çıkar; görünmez ama yakar.

Gündelik hayatta bunun en görünmez ama en yaygın örneklerinden biri ‘body shaming’dir. Çoğu zaman açık bir saldırı gibi gelmez; aksine ilgileniyormuş gibi yapılır. Birinin bedeni, kilosu, yüzü, görünümü üzerinden........

© Diken